Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   22.11.2017

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Makaleler
Hayal Kırıcı Washington Konferansı’nın Ardından (After the Disappointing Washington Conference) 23.06.2005

Nalan ARSOY - GAINER
- 00.00.0000
Yüksek Makine Mühendisi, PT Consulting Co. ve Gainer Industries Inc. kurucusu,

Washington’da oturuyor. Enerji ve çevre sektörlerinde çalışıyor.

web adresi: http://www.gainer-industries.com

 


Genel Bakış
5-7 Haziran 2005 tarihlerinde Washington’da gerçekleşen yıllık American-Turkish Council’in (yeni adıyla, Türk-Amerikan İş Konseyi, TAİK) yıllık konferansı enerji konuları bakımından çok sönük geçti. Buna katkısı bulunan birçok unsur var. Türk enerji pazarında ve bürokratlarımızla birlikte yatırımcıların ortak dertlerden hâlâ ne kadar muzdarip olmaya devam ettiklerini görmek acı vericiydi. Zira, bendeniz ATC konferansına en son 1998 yılında katılmıştım, tam sekiz yıl sonra alınan yolun, her şeye, tüm uğraşlara rağmen, arpa boyu kadar olması üzücü.  Bu içinde bulunduğumuz dünya köyünde ilişkiler her an değişiyor, alınan yolu göreceli olarak kısacık gösteren sebeplerden bazıları bunlar. Ancak Türkiye, içten ve dışarıdan akan her türlü iyi niyet ve açık-seçik görülen olağanüstü potansiyeline rağmen hâlâ hantal davranışlarla hareket eden, değişen dünyaya ayak uyduramayan bir ülke.

Bizim sektörde de konular hâlâ aynı, 8 yıl arayla bunlara dalmış değilim, ama ATC konferans toplantılarındaki prezantasyonlar, tartışma gruplarındaki konular hâlâ aynı, değişmemiş.

ATC’nin yeni Başkanı

Büyükelçi James H. Holmes,

açış konuşması yaparken

 

Profesyonel yaşamına bir zamanların büyük KİT’i TEK’te başlamış birisi olarak, devlet elinin bir ülkenin İşleyişindeki yağlama, sürtünmeleri giderme, yol açma, akıllı kurallar koyarak adaletli polislik etme rolüne sonuna kadar inanan bir insanım. Bu nedenle, sektördeki çıkmazlar beni belki de herkesten daha çok üzmüştür hep. “Konferansın ana mesajı ne idi?” diye sorarsanız,  “Balık baştan kokar” atasözünü kullanmam hoş görülürse, regülasyon rejiminin, yani enerji konulu her tür işlemin devlet tarafındaki adımlardaki aksaklıkların büyük engeller yaratması, çalışır yönetmeliklerin olmayışı yüzünden bürokratların (ve tabii, şu istekli ama ürkek yatırımcıların) ellerinin bağlı oluşu gibi ana nedenleri saymada hemen herkes hep bir ağızdan neredeyse hareket etti. Kısaca, konferans üzücü ve hayal kırıcı  bir 3 gündü.    
 
ABD’li yatırımcıların pragmatik yönleri ünlüdür, onlar hem pazar güçlerinin üstünlüğüne güvenirler, aynı zamanda da iki insan arasındaki el sıkışması ile büyük projelerin gerçekleştirebileceğine inanırlar.  Bu konuda bana katılmayanlar olacaktır, bu toplumdaki legal işlemlerin kepazeliği malum, ama bu pragmatizmin göstergelerinden en kolay örnek şu: bankaların geri ödenmeyen, onları istatistiklerin esiri yapan, ‘kötü borç’ denilen yıllık zararı vardır, hani şu ne yaparlarsa yapsınlar, kapağı açılıp fırına atılan dolarlar. Kötü borcun en düşük olduğu ülke ABD (%3’ün altında, Türk bankalarınki ise dünyadaki en yüksek oranlardan biri, malum, en son gördüğümde %70’lerde dolaşıyordu), Amerikalılar bu ‘borç namustur’ kavramına bağlılıkları ile insanlar arasında verilen söze, kanun filanın ötesinde bir pragmatizmle bağlı olduklarının göstergesi.
 
Diğer yıllara nazaran daha düşük katılımın görüldüğü bu konferansın enerji toplantılarının tümünden aldığım intibayı kısaca anlatmak üzere yola çıktım. Aşağıda değişik büyük enerji yatırımcı ve mühendislik şirketlerinin kendi durumlarına ait unsurları süzerek en gerçekçi resmi çizmeye çalıştım.
Enerji Pazarını Sağlıklı Özelleştirmede Temel Özellikler
·     ‘İşletici Dokümanları (regülasyonları) Açık, Düzenli, Doğru ve Güven Verici olan bir enerji pazarı işleyen, fonksiyonlarını yerine getiren bir ortamdır’ diye büyük bir lafla başlıyorum.  ‘Düzenli ve Doğru’ sıfatlarından kasıt, dokümanların birindeki bir şıkkın lafzının başka dokümanlardaki maddelerin lafzı ile mantık zıtlaşmasının olmaması.
·     Kendi kendine yeten, kendi değer ve varlıkları ile finansman bulabilen projelerden oluşan bir ortam olması.
·     Ülkede uzun dönemli bir varlık kurmak için yeterli derecede fırsatların bulunması.
 
Hiçbir kitaptan aldığım ifadeler değil bunlar, toplantılarda ve konuştuğum insanlardan dinlediklerim, aldığım notlar, verilen ana mesajlar.  Açıklık, Düzenlilik, Doğruluk deyince şu ana konular geliyor akla:  
 
·     Yerli ve yabancı uzmanlarca hazırlanmış şeffaf bir proses olması,
·     Açık ve detaylı kurallar getirme niyetinin bulunması,
·     Hızlı ve ard arda yapılan özelleştirmelerin olması ve,
·     Çabuk işleyen bağımsız bir üst regülatörün olması.
 
Arada sırada sarıca (yabanarısı) gibi sokan hicvimden bir örnek şu: 1996 yılından beri iş için gelip gittiğim TEK (ve şürekası), ETKB ve Hazine ve Ticaret Müsteşarlıklarında en itici bürokrat davranışı ‘şu uzaklardan gelen, istenmeyen, yazıp çizdikleri tozlu raflarımızda oturmaktan başka işe yaramayan uzman’ muamelesi olmuştur. Hiç de şaşmaz, mutlaka her defasında en az biri bana bu temcit pilavını sunmuştur, ilk göz ağrım (hayatımın ilk mühendislik görevi Santral Proje ve Tesis Dairesi’nde Tunçbilek Termik Santralının Uçucu Kül Sistemi projesinin dizayn ve inşaatını gözetmekti) olan eski kurumuma misafirliğime gölge düşürmüştür.
  
İyi hoş, şu istenmeyen, gereksiz, uzaktan gelen adamları istemiyorsunuz da, 2001 yılında yürürlüğe giren yaldızlı Enerji Kanunu’nu çalıştıracak yeterli yönetmelikler dört yıldan beri nerede?  Hani, nerede Bakanlığın liderliği ile organize edilmiş bir Türk uzman ekibinin hazırladığı bu dokümanlar?  Yine bu yıl da yumurta kapıya gelmiş durumda ve elimizde prosesi işletecek yol-yordam yok:  Bu yıl beklenen dağıtım şebekeleri ihaleleri ve yine ufukta peydah olan santral özelleştirmeleri için hazırlanmış yönetmelik dokümanlarından bahsediyorum.  Bu ev ödevi o kadar büyük ki şimdi başlasak ve büyükçe bir ekiple çalışsak en az 6 ay alır işe yarar bir-iki dokümanı hazırlayıp kullanır hale getirmek.  Dünya Bankası’nın ihale prosesinin kağnı hızı ise malum.
 
Amacım kalabalıkta suçlu bulup parmakla göstermek değil, ancak üç gün boyunca yerli ve yabancı, o sandalyelerde uzun sürelerle sabırla oturan, uzak yoldan gelmiş olmanın perişanlığını gizlemeye çalışan düzgün giyimli insanları seyrettim ve ister istemez ortadaki çıkmazın asil kaynağına doğru gitti aklım. Ülkenin lider enerji kuruluşunun ETKB olduğunu, kanun ve onu uygulama kurallarını koyma görevinin de onun olduğunu bilmeyen yok. İsterdim ki, Bakanlık’ın en üst temsilcisi, Müsteşar Sami Demirbilek Bey bizlere güneşli haberler vermek için gelmiş olsun. Durumu son derece iyi anlayan, projelerin (yeni veya özelleştirme) bir türlü yola çıkmamasının, finansın imkansızlığının sebeplerinin kimlerden kaynaklandığını açıklıkla gören, bakanlığın sorumluluklarını olağanüstü iyi kavrayan ve orada konuşan genç bürokrata, konuları samimiyetle tartıştığı için, kendisine sessizce teşekkür ettim. Bakanlıkta ve diğer kurumlarda onun gibi işini son derece iyi yapan, yapmak isteyen, Türk pazarındaki aksaklıkları kavramış, başka pazarları inceleyen, orada bu iş nasıl yapılıyor, bu uygulama nasıl işlemiş, hangi dersler alınmış gibi sorulara cevaplar arayan ve bulan, en önemlisi, dünyayı anlayan, yabancı yatırımcının ürkekliğinin sebeplerini kavramış olağanüstü bürokratlarımız var. Bunlardan bazıları da, şans eseri, olayı çekip çevirecek, değişiklik yaratacak görevlerde bulunuyor.  Ancak, bu profesyonellerin de ellerini kollarını bağlayan başka bir sürü engel hep var nedense: Ya iş yaptıracakları ekipleri zayıf, veyahut da başka siyasi nedenlerle sorumluluk almaları engelleniyor.  Bürokrata işini yaptırmayan bu sisteme bir de iktidar değişikliklerinin getirdiği amansız rölanti yüzünden başlatılan ve matematik deyimiyle ‘gerek ve yeter şart’ kalitesindeki projelerin bile bitirilmemesi, tüm bunlar derin acı verici bir hal aldı artık bizim gibi 20 yıllık Türk Enerji Pazarı gazilerinde.   
 
İsterdik ki, 20 milyar dolarlık dağıtım şebekeleri ve 7 milyar dolarlık santral özelleştirmeleri arifesinde bu konferans koridorları dolup taşsın. Maalesef olmadı, olmamasının sebepleri ise dağ gibi yığılmış vaziyette. Laf kalabalığını bırakıp elimizdeki verilere bakınca şunlar ortaya çıkıyor:
 
·     ESA başlangıcı içindeki kilovat-saat tarifesinin açık olmayışı (kanundaki yuvarlak laflar yetmiyor, yönetmelikle belirlenmeli),
·     5 yıllık fiyat yenileme riskinin çok yüksek görülmesi,
·     Enerji satış anlaşmalarında üreticiye getirilen kısıtlamalar (%85’ini satın alma, üretimi artırmada kısıtlama v.s.).
 
İkinci olarak, çok önemli risk grubu şu:
 
.    Kendi kendine yeten (Hazine garantisiz, lütfen, kimse Türk Hazinesine yük olmak istemiyor, yatırımcılar buna dahil), finanse edilebilen projeler sunan pazar değil Türkiye henüz. Bu muğlak terimlerden kasıt fiyat dizaynı, enerji sektörünün dışından gelen ‘çaprazlama’ tabir ettiğimiz subvansiyonların denkleme girivermesi, harcamaları çabuk geri kazanamama ve, evet, bildiniz, kurumlar işlerini kusursuz yapsa bile, karşımıza Çin Seddi gibi çıkan makroekonomik parametrelerden gelen kredi maliyetleri. Bitmedi, devir anlaşmasının formatı, Doğudaki dağıtım şebekelerinin ürkütücü sistem kaçakları, hizmet kalitesinin genel düşüklüğü gibi büyük baş ağrıları saymakla kalalım (80’lerin ortasında bilgisayar aşkına kapılmış Türkiye’mde peynir-ekmek gibi kesintisiz güç kaynağı satan bu arkadaşınızda anılar bol),  
.    Uluslararası arbitrasyonun (tahkimin) nasıl işleyeceğinin henüz yönetmelikle açıklanmaması (o büyük gürültülerde ben de Türkiye’deydim, bunca tartışmadan sonra hâlâ ev ödevinin bitmemesi ne acı),
.    Sözde kaldırılmış olsa da Enerji Fonu’na para yatırma zorunluluğu (keşke o para çuvalındakiler enerji sektörü için kullanılabilse…),
.    İşletme hakkı devir sözleşmelerinde yüksek borçlanma zorunluluğu, devir-sonrası zorunlu yatırımlar listesinin yatırımcının eline tutuşturulması
gibi acayip durumlar bunlar.   
 
Üçüncü büyük riskler grubunu özetlemek için Türkiye’de 90’lı yıllarda iş geliştirmeye kalkışıp ağzı sütten yanmış, şimdi de yoğurdu üfleyerek yemeye çalışan şirketlerin telaşlarından oluşuyor (bu adamların söylediklerini herkes tartışılmaz doğrular gibi kabul ediyor, herkese duyurula):
 
·     Perakende satış fiyatlarında eşit rekabetin olmayışı,
·     Yeni üretim kapasitesine sınırlamaların bulunması,
·     En önemlisi, yatırımcıya siyasi desteğin düşük oluşu (bir şirket temsilcisi, dilini ısırarak, “Siyasi kararlılık eksik’ demek lazım buna” dedi).
 
Siyasi kararlılık kavramı çuvaldız gibi batıyor insanın beynine. Her işin başı bu, hele bizim gibi tipik doğu toplumu olan, tüm reformların yukarıdan geldiği ülke için. Siyasi kararlılık teriminde çok sıfat gizli; hem verilen siyasi kararların yatırım rejimine anlık ve uzun dönem etkilerini hesap etme becerisi, hem atılan imzanın arkasında sonuna kadar durma yiğitliği, hem anlaşılır (anlaşıldığı için de, güvenilir) bir enerji politikası yaratıp uygulamak, hem yeni şartlara çabucak uyabilen sistem dizaynı (teknoloji artı sistem işletme metotları, buna 70 milyon tüketicinin kaliteli ve güvenilir enerjiyi satın alma hakları dahil), hem de üçüncü parti regülasyon risk tedbirlerine gerekliliği azaltmak için hükümet tedbirleri söz konusu (MIGA’nın siyasi risk sigortaları artık bizim gelişen güzel Türkiye’mizin enerji sektöründe gereksiz fiyat artırımı yapmasın, eksik olsun, Bangladeş gibi yerlere gitsin).
 
Şikayet, şikayet, daha iyi şeyler söylemeye dilim varmıyor mu? Tabii ki, söyleyecek birçok olumlu gelişme var, o da ABD’lilerin Irak ve Afganistan’daki o büyük kekleri paylaşımda kendilerine en iyi ve tek ortak olarak kahraman, çilekeş Türk inşaat şirketlerini istemeleri, bu konu ile ilgili geçen yılki ofori (euphoria – yani, psikolojik olarak sağlıksız canlılık) yok, ama ortaklıklar kurulu, yenileri kuruluyor, insanlar birlikte çalışmaya kararlı ve disiplinli, çok hoş.
 
Şimdilik bu kadar. Hepinize Washington’un Akdenizvari sıcağından selamlar, sevgiler.  ‘The dog days of summer’ başlıyor burada da, hani insanların, özel işte çalışan veya bürokrat, fark etmiyor, sıcak ve nemden (bunca soğutma yüküne rağmen) bunaldıkları ve bir an evvel kendilerini deniz kenarına veya başka bir rahatlatıcı ortama atma arzusuyla kıvrandıklarından iş performanslarının çok düştüğü aylar bu yaz ayları, iş fanatiği Washington’da bile.

 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr