Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   23.07.2017

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Makaleler
Avrupa Birliği ve Türkiye (The European Union's energy policies and Turkey) 23.12.2004

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR
-

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi

e-mail: ultanir@dialup.ankara.edu.tr

        
 

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, diplomatik başarısıyla Cumhuriyet Tarihi’nin yeni bir kilometre taşına Türkiye’yi taşıdı. 17 Aralık 2004’de Avrupa Birliği (AB) kapısı Türkiye’ye açıldı (European Union’s Gate has been opened to Turkey). Ülkemizin batılılaşma yolunda bu önemli adımı atmasını sağladığı için Başbakanımız Sayın Erdoğan’ı kutluyor, teşekkürlerimizi arz ediyoruz.


AB KAPISININ AÇILMASI ULUSAL BAŞARIDIR

 

Açılan kapı ile Türkiye’nin, Avrupa-Asya ekseninde Avrasya köprüsünü oluşturduğu, Avrupa ve Orta Doğu arasındaki köprünün Türkiye’den geçtiği, coğrafik gerçekler bir yana, uluslararası politik oluşuma dönüştü. Büyük Orta Doğu ve Büyük Avrasya projelerinden önce, Büyük Avrupa projesinin temeli atıldı. İslam ve Hıristiyan medeniyetlerinin birbirine kenetlenmesinin yolu açıldı.

  

Ucu açık bu süreçte hedef Türkiye’nin AB’ye tam üye olması, ama sonuç ne olursa olsun, bugün ulaşılan bir gerçek var ki, o da Türkiye’nin gelecekte herhangi bir AB üyesi olmaktan öte, batılı lider ülkeler arasında hak ettiği yeri alacak olmasıdır. Bugün artık Türkiye, o yere yükselen bir ülke konumunda bulunuyor.

 

Türkiye’nin AB ile tam üyelik için müzakereleri başlatma tarihi alıp alamayacağı bu yılın başlarında tartışma konusuydu. Geçen yılbaşında Dünya gazetesi köşe yazarı idim, 1 Ocak 2004 tarihli gazete hazırlanırken bu konuda görüşüm sorulmuştu, tabii diğer arkadaşlarımın da. Bakın biz hocalar ne demişiz? Saygıdeğer iki hocamın yanında kendi görüşüm şöyle olmuş:

 

Erdoğan Alkin, “AB’de şansımız yüzde 50”. Haluk Ülman “AB tarih vermez”. Mustafa Özcan Ültanır, “AB’den tarih alınacak”. Bunu söylerken kehanette bulunmamıştık. Türkiye kararlı ve inançlı idi. Her şeyden önemlisi liderliği tartışmasız Sayın Erdoğan’ın iktidarı kararlıydı. Türkiye bunu hak ediyordu ve Türkiye’nin küçümsenemeyecek büyük gücü, önemli kozları vardı. Eğer politik matrisinizi tüm değişkenler ile tam oluşturabilirseniz, o matrisi sentezlemeden başka çözümleyebilme yeteneğiniz varsa, vizyonunuz gerçekçi olur.

 

Başbakan Sayın Erdoğan, görüşmeler sonrasında, “İstediklerimizin yüzde 100’ünü alamadık, ama istedikleri her şeyi de vermedik, başardık, ayağımız yere basıyor” derken, mütevazı bir şekilde ve tam gerçekçilikle başarısını duyuruyordu. Böyle çok uluslu, uluslararası anlaşmalarda önemli olan hedefe ulaşmaktır. Hedefe ulaşmak başarıdır. İsteklerin hepsinin elde edilemeyişi normaldir ve zaten beklenemez de! Örneğin, Lozan’da istediklerimizin hepsini alabilmiş miydik? Almış olsak, bugünkü Musul-Kerkük üzüntümüz olur muydu?

 

YENİ SÜREÇTE BAŞARILI OLMAKTAN BAŞKA YOL YOK

  

41 yıl önce İsmet İnönü ile başlayan adım, Demirel, Özal ve yine Demirel ile devam eden süreç, sonra Çiller, Yılmaz ve Ecevit ile sürdürülen ataklar, nihayet Erdoğan ile ilk başarıya ulaştı. Tabii gideceğimiz yol bitmedi, geri kalan yol, dünkünden daha çetin zirvelere tırmanmayı gerektiriyor olsa da, bu yol da ya başarıyla yürünecek, ya da başarıyla yürünecek. Batılılaşma hedefine kilitlenmiş Türkiye için başka alternatif yok.

 

Müzakere başlangıç tarihinin 2005’in ilk yarısı yerine, 3 Ekim ile ikinci yarısına sarkması bir kayıp olarak görülmemeli, bilakis müzakerelere başlangıç için kazanılmış bir hazırlık süresi olarak değerlendirilmeli! Bazı kısıtlamaların yumuşatılması elbette kazanç.

 

Müzakerelerin ucunun açık olması da, sorun yapılacak bir konu değil. “Zorla güzellik olmaz” diye bir atasözümüz vardır, ucu açıklık aynı zamanda o sözün gereğidir. Müzakere, sonucu önceden garanti edilemeyecek bir süreçtir, ama Türkiye dün olduğu gibi yarın da o ince uzun yolda diplomatik ustalıkla ilerleyebilirse, hedefine ulaşabilecek. Kaldı ki, biz zorla değil, ikna ederek, ustaca politika ve diplomasi tekniklerini kullanarak o güzelliği oluşturacağız.

 

Avrupa ile bütünleşme bizim için sadece 41 yıllık geçmişi olan bir olay değil, 200 yıldır batılılaşma yolunda adım ata ata geliyoruz. Ancak, 475 yıl önce 1529’da yapılan Birinci Viyana Kuşatması’nın izlerinin hâlâ Avrupa’da tazeliğini koruduğunu da görebiliyoruz. Biz AB’ye hazırız, ama bazı AB üyelerinin bize hazır olmayan halk topluluklarının olduğunu da bilmemiz gerekiyor. Onlara da anlayışla ve dostça yaklaşmak zorundayız. Kendimizi onlara anlatıp önyargılarını kırabilmeliyiz.

 

Türkiye, Avrupa Birliği için, Ortak Pazar diye yola çıktığı 12 Eylül 1963 tarihli Ankara Antlaşması’ndan bu yana 41 yıldır bazen gecikerek de olsa ödevini yaparak geliyor. Bazıları önümüze 10-15 yıllık bir müzakere süreci koyuyor ya da konulmasını istiyorlar, ama Türkiye bu süreci akıllı davranışlarla çok kısaltabilir. Bunun için şahin değil, ödün vermeyen ısrarcı barış güvercini gibi davranmamız akılcı tutum olacaktır. Diplomatik ve politik maharet burada.

 

AB yolunda Kıbrıs bir kördüğüm olarak görülmemeli. Dün şahin dayatmalara aldırış etmeksizin BM’in Annan Planı’na olumlu yaklaşan Türkiye ve evet diyen Kıbrıs Türk toplumu yine akılcı davranmak zorunda. Bu konuda BM ve ABD’yi yanına alacak bir Türkiye’ye, AB ülkelerinin çoğu da destek verecek, uzlaşmak istemeyen Rumlar köşeye sıkışabilecektir. Yeter ki, KKTC seçimleri şahinleri tepelerden uzak tutsun. Bu konuda Türkiye için bazı riskler var da, nasıl askerlik mayınlı tarlada ilerleme sanatıysa, politika da riskler arasında ilerleme sanatıdır. “Çözümsüzlük en iyi çözümdür” diyebilen dünkü gözü kapalı yöneticilerin bıraktıkları bu kördüğüm mirası halledilmek zorunda, böyle devam edemez! Kin, nefret, düşmanlık, güvensizlik rüzgârları değil, dostluk ve barış rüzgârlarının yanındaki bir Türkiye, bu riski atlatmasını bilecektir.

 

AVRUPA BİRLİĞİ TÜRKİYE İLE KÜRESEL BİRLİK OLUYOR 

 

Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi öncesi, dışarıda başka içeride kendi kamuoyuna başka konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın doğru bir sözü var. Chirac, “Çin, Hindistan, Kuzey Amerika gibi global büyük birlikler karşısında, Avrupa biraz küçük kalır” diyerek, Türkiye’nin katılımı ile güç kazanacağını söylemiş ki, doğru söz, bunda haklı. Türkiye 2004 yılında 297.3 milyar dolar GSMH düzeyini yakalamış bulunuyor. 71 milyon 789 bin kişilik nüfusu ve nüfusun genç oranının fazlalığı, genç nüfusu da eğitim düzeyi ile gelecek için önemli bir potansiyel.

 

Yazımızın başında vurguladığımız gibi, Avrupa ile Avrasya ve Orta Doğu arasında köprü olacak Türkiye, petrol ve doğalgaz rezervleri ile dünya enerji merkezi saydığımız Avrasya ve Orta Doğu’yu, Avrupa’ya komşu yapıyor. Bir başka deyişle Türkiye, Avrupa Birliği’ne bir elinde petrol, diğer elinde gaz boru hatları ile enerji terminali olarak geliyor. Yeni ve yenilenebilir enerjiler açısından önemli potansiyeli ile de Avrupa’ya temiz enerji katkısı getirmeye hazır.

 

AB geçen yıla kadar 15 üyeli idi. 2004 yılında içine aldığı 10 üye ile 25 üyeli oldu. Ancak, şu anda geriye kalan dört aday ülke ile 29’a çıkabilecek. Aday ülkeler; Türkiye, Bulgaristan, Hırvatistan ve Romanya. Türkiye’nin dışındaki diğer aday ülkelerim tam üyelik yolunda katettikleri mesafe bizden fazla olsa da, AB’ye en büyük katkıyı yapabilecek ülkenin Türkiye olacağı kuşkusuz, aşağıdaki tablo da bu kıyaslamayı gösteriyor. Tabloda gelir ve GSMH değerleri paranın Satın Alma Gücü Paritesine (ppp) göre yer alıyor. Ülke yüzölçümünün büyüklüğü ve nüfusun büyüklüğü, ekonomide üretim faktörleri olan doğal kaynak rezerv ve potansiyelleri ile işgücünün büyüklüğünü gösteriyor.

AB Adaylari ve Ekonomik Güçleri

 Ülke

 Yüzölçümü (Bin km2)

 Nüfus(Milyon kişi)

 Milli Gelir
(USD-ppp)

GSMH
(Milyar USD-ppp)

TüRKiYE

777

71.8

6 690

473

Bulgaristan

111

7.8

7 610

60

Hırvatistan

57

4.5

10 710

48

Romanya

238

22.2

7 140

159

AB'nin üye sayısı arttıkça küresel birliklere karşı gücü ve global payı da artmakta. Bu olguyu da aşağıdaki tablo açık bir biçimde sergiliyor.

Küresel güçler karşısında AB gücü

 Küresel Güçler

 Yüzölçümü (Bin km2)

 Nüfus (Milyon kişi)

Kişi başına gelir
(USD-ppp)

GSH
(Milyar USD-ppp)

AB (15 üyeli)

3 243

379.8

26 552

10 083

AB (25 üyeli)

3 987

454.0

24 294

11 030

AB (29 üyeli)

5 168

559.2

21 047

11 770

ABD

9 629

291.0

37 500

10 914

Çin

9 598

1 288.4

4 990

6 435

Japonya

378

127.2

28 620

3 641

Hindistan

3 287

1 064.4

2 880

3 068

Brezilya

8 547

176.6

7 480

1 322

Rusya

17 075

143.4

8920

1 279

DÜNYA

133 883

6 271.7

8 180

51 314

Küresel güçlerin dünya paylaşımı (%)

Küresel Güçler

Yüzölçümü payı (%)

Nüfus payı (%)

GSH payı (%)

AB (29 üyeli)

3,86

8,92

22.94

AB (25 üyeli)

2,98

7,24

21,50

AB (15 üyeli)

2,42

6,06

19,65

ABD

7,19

4,34

21,27

Çin

7,17

20,54

12,54

Japonya

0,28

2,03

7,10

Hindistan

2,46

16,97

5,98

Brezilya

6,38

2,82

2,58

Rusya

12,75

2,29

2,49

Yukarıdaki tablolar, “Birlikten güç doğar” atasözümüzün doğruluğunu kanıtlayan göstergeler. AB temelinde ekonomik güç birliği yatıyor ve onun üzerine inşa edilen siyasi güç birliği de gücünü ekonomiden alıyor. AB nasıl ki, Türkiye’yi üye almakla gücünü artırıyorsa, Türkiye de o toplu güçten alacağı güçle, kalkınmasını tamamlamış, çağdaş hukuk ilkelerini ve yaşam düzeyini benimsemiş bir ülke olarak Avrupa’da saygın bir yere oturacaktır. Bu konum, Türkiye’nin kendi coğrafyasındaki büyüklüğüne güç katacak bir olgudur elbette. Türkiye’nin coğrafyasındaki liderliği güç kazanıyor. AB bir Hıristiyan kulübü değildi, ama Hıristiyanlar Müslümanlıkla Türkiye sayesinde el tutuşuyor.

 

Türkiye küresel güç olarak AB de yer almayı seçmişse de, bu Türkiye’nin diğer küresel güçlerle ilişkilerinin bundan böyle daha sıcak olamayacağı anlamını gelmez. Türkiye özellikle ABD ile olan stratejik işbirliğini gölgelemeden sürdürmek zorunda. Irak savaşı öncesi tezkere krizi, Irak Savaşı sonrası peş peşe oluşan üzücü olaylar, ABD - Türkiye ilişkilerine zarar vermemeli. Kimse, AB’ye giriyoruz, bundan böyle ABD ile yakın ilişkilere gerek yok diyemez. Tam aksine, ABD ile stratejik ortaklığımızın yeni boyutlarla sürmesi gerekir.

  

Türkiye özellikle AB ile olduğu kadar ABD ile de yakın ve iyi ilişkiler sürdürmek zorunda. İşte bir örnek var İngiltere. Hem AB ülkesi ve hem de ABD’nin bir nolu stratejik ortağı. Türkiye-Japonya ekonomik ilişkileri daha da geliştirilmeli. Rusya ve Çin ile ekonomik ilişkilerimizi de sıkı tutmak zorundayız. Çünkü, Türkiye yalın bir AB üyesi ülke değil, küresel saygınlığı olan lider ülkelerden biri olmalıdır. Bu da diğer lider ülkelerle işbirliği gerektirir.

 

 

AB İLE YABANCI SERMAYE YATIRIMI HUKUKİ GÜVENCE İSTER

 

17 Aralık 2004, AB ve Türkiye için çeşitli açılardan milat alınabilir. Yabancı yatırımlar konusunda da Türkiye için bir milat olacaktır. Kimse 18 Aralık sabahı yabancı yatırımcıların kapımızı çalmasını beklemedi. Hemen bugünden yarına da beklemiyor, ama gelecek yıldan başlayarak, hele hele olumlu bir müzakere sürecine geçilmesiyle, yabancı sermaye yatırımlarının artması bu yolda ilerlemenin gereği.

 

Türkiye hukukta reform sayılacak düzenlemeler yaptı. Yabancı sermayenin güven duyması için yapılan hukuki düzenlemeler 1999-2000 yıllarında gerçekleştirildi. Bu kapsamda “Uyum Yasaları” adı altında 4446 Sayılı Kanun ile Anayasa’nın 47’inci, 125’inci ve 155’inci maddelerinde değişiklik yapılarak, enerji yatırımlarının imtiyaz olmaktan çıkaracak, yabancılık unsuru içeren sözleşme ve lisanslardaki uyuşmazlıkların ulusal veya uluslararası tahkime götürülmesine olanak tanıyacak, idari hukuk açısından Danıştay incelemesine sınır getirecek düzenlemeler yapıldı.

 

Danıştay’ın oldukça sıkıntı yaratan incelemesinin kaldırılabilmesi için 4492 Sayılı Kanun, enerji projelerinin idari hukuk kapsamından çıkarılarak özel hukuk kapsamına alınması için 4493 Sayılı Kanun 1999 yılında çıkarıldı, 2000 Ocak ayında da tahkime gidilmesi halinde uygulanacak ilkelere dair 4501 Sayılı Kanun çıkarıldı.

  

Bugün tahkime gitmiş çeşitli enerji davalarının olduğu bir gerçek. Sonuçlananı var, sonuçlanmaya doğru gideni var. Bu davaları genellikle idare kaybediyor. Tahkim davalarının sonucunun uygulanması da bir o kadar önemli. Kaybedilen davalarda Türkiye, kusuru kabul ederek, hukuk devleti hüviyeti ile gereğini yapmalı. Tahkime şimdi daha çok saygı duyulmalı. Bu çok önemli, çünkü hukuka güvenmeden bir ülkeye yabancı sermaye gelmez. Yabancı sermayeyi çekebilmek için, batı standartlarında yasa, yargı ve hukuk uygulamasının şart olduğunu hiçbir zaman unutmayalım!

 

 

AB TÜRKİYE’NİN ENERJİ SEKTÖRÜNE VE ENERJİ PİYASASINA NASIL BAKIYOR?

 

Türkiye 2001 yılında çıkardığı 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu, 2003 yılında çıkardığı 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ile AB için gerekli olan temel düzenlemeleri, AB ile müzakere sürecine girmeden çok önce tamamlamış bulunuyor. Bununla beraber eksikleri yok değil.

 

Nitekim, görülen eksiklikler son kez 6 Ekim 2004 tarihinde açıklanan İlerleme Raporu’nun 14’üncü bölümünde yer almıştı. Rapor genelde Türkiye için olumlu idi, enerji sektörü için de. Ancak, görülen eksiklikler vurgulanmıştı. AB’nin Türkiye’nin enerji sektörüne ve enerji piyasasına nasıl baktığını ortaya koyabilmek için İlerleme Raporu’nun bu bölümünün çevirisini aşağıda yayınlıyoruz:

 

Ekim 2004 tarihli İlerleme Raporu

 

Bölüm 14: Enerji

 

AB enerji politikasının hedefleri arasında rekabetin artırılması, enerji güvenliği ve çevrenin korunması vardır. Enerji müktesabatı özellikle rekabet ve devlet yardımı ile ilgili (kömür sektörü dahil olmak üzere) ve iç enerji pazarı (örneğin elektrik ve gaz pazarlarının açılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvik edilmesi, kriz yönetimi ve petrol stokları güvenlik yükümlülükleri) enerji etkinliği ve nükleer enerji konularını içermektedir.

 

Sağlanan Gelişmeler

 

En son düzenlenen rapordan bu yana Topluluğun enerji müktesebatını benimsemek konusunda Türkiye bazı ilerlemeler kaydetmiştir.

  

Petrol stokları da dahil olmak üzere arz güvenliği konusunda ilerleme, ayrıca rapor olarak kaydedilebilir. Aralık 2003’de yasalaşan yeni Petrol Piyasası Kanunu, petrol stokları müktesabatı ile yasal uyum sağlanmasını öngörüyor. Ayrıca yasa, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) için petrol ürünleri pazarını düzenleme ve nezaret etme yetkileri getiriyor. EPDK, ayrıca yasanın petrol stoku tutma ihtiyacını da uygulama açısından denetleyecek Komisyon’un bir üyesidir.

 

Enerji güvenliğini güçlendirmek için Türkiye, kaynaklarını ve ulaşım yollarını çeşitlendirme çabalarını ve Hazar Havzası’ndan, Orta Doğu’dan AB’ye yönelik transit ülke olma yolundaki gelişmeleri sürdürüyor.

   

2003 yılı Şubat ayında Türk ve Yunan gaz şirketleri BOTAŞ ve DEPA, gaz enterkonnekte sisteminin inşası anlaşmasını imzalamak üzere, doğalgaz alım-satım anlaşmasını imzaladılar. Gaz enterkonnekte sisteminin inşaatına 2004 yılında başlanması planlanıyor ve 2006 yılında bitirilmesi düşünülüyor. Ayrıca, Türkiye planlanan “Nubucco” gaz boru hattı projesini (Türkiye - Bulgaristan - Romanya - Macaristan - Avusturya) destekliyor. Hazar Havzası ve İran da gaz tedarikçisi olabilir, Mısır ve Suriye de bu kapsama katılabilir, koşullar elverdiği zaman Irak’tan da AB’ye doğalgaz iletmek için ülkelerle işbirliği yapılıyor. Petrole gelince, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı ilerleme aşamasında ve 2005 yılında devreye girmesi bekleniyor.

 

Rekabet ve iç enerji pazarı ile ilgili olarak Mart 2004 itibariyle Yüksek Planlama Kurulu, özelleştirme de dahil olmak üzere, “Elektrik Sektörü Strateji Belgesi” hazırlayarak sektör reformuna yöneldi. Üretim varlıklarını özelleştirme çalışmalarının 2006 yılında başlaması öngörülüyor, dağıtım sektörünün özelleştirilmesi ise 2006 yılı ortalarında tamamlanacak. Bu strateji aynı zamanda gelecekte pazarın serbestleştirilmesine ilişkin planı aşağıdaki şekilde tasarlıyor:

  

Mevcut pazar %28 serbest olacak (yılda 7.8 GWh düzeyinden fazla tüketen müşteriler bu açılmaya dahil edilecek), 2009 başına kadar durum böyle kalacak. 2009 sonrasında arz güvenliği gelişmeleri ışığında pazar, 2011 yılında %100 pazar serbestliğine ulaşıncaya kadar tedrici şekilde serbestleştirilecek.

 

  

Yasama açısından, Elektrik Piyasası Kanunu mevzuatının uygulanması için lisans ve tarife düzenlemeleri dahil olmak üzere iyileştirmeler devam ediyor.

    

Elektrik Dağıtım Şirketi (TEDAŞ) tarafından 2003 yılında başlatılan inisiyatife rağmen, ödenmeyen faturalar sorunu çözümlenemedi. Dağıtım kayıpları (teknik kayıplar ve kaçak) 2003 yılında üretilen elektriğin yaklaşık %20’si civarında yüksek kaldı. 2004 yılında hedef kaybı %18’e indirmek.

 

Fiziksel olarak iç enerji pazarına entegre olmak ve gelecekte Türk enerji sistemini Batı Avrupa elektrik şebekesi ile entegre etmek ve senkronize olarak birleştirme amacıyla Babaeski - Felibe (Yunanistan) bağlantısı 2006 yılının sonundan önce işletmeye alınmak üzere ek ilerlemeler kaydediliyor.

  

Gaz sektörüne gelince, daha önce BOTAŞ’a ait olan ve BOTAŞ tarafından işletilen iki şirket özelleştirme sonrası Doğal Gaz Piyasası Kanunu’na tabi oldu. Gaz dağıtımcıları, gazın yeni getirildiği şehirlerde daha da fazla özelleştirmeye tabi olacak. Benzer bir şekilde, elektrik pazarında da olduğu gibi, yasama gelişmeleri, mevcut yasaların uygulanmasında gerçekleştirilecek iyileştirmelere odaklı olacak. İç Pazar serbestlik düzeyi %80 oranında (1 milyon m 3/yıl üstündeki müşterilere açılabiliyor) olacak. Ancak, BOTAŞ tedarik, uluslararası ticaret, iletim ve depolama faaliyetleri açısından tekelini sürdürüyor.

  

Bu kapsamda Doğal Gaz Piyasası Kanunu, BOTAŞ’ın 2003 yılından beri, doğalgaz alım ve satışları ile ilgili olarak mevcut taahhütlerini, ithalatı yıllık tüketimin %20’sine düşene kadar kontratları başka oyunculara devretmesini öngörüyor. Şu ana kadar bu hususta elle tutulur bir gelişme görülemedi.

 

Aralık 2003’te de Türkiye, Atina Memorandumu’nu imzaladı. Buradaki amaç, iç enerji pazarı ilkeleri uyarınca Güneydoğu Avrupa bölgesinde, bölgesel elektrik ve gaz pazarları yaratmak. Ortak ülkeler bu Memorandum’u Güneydoğu Avrupa bölgesinde yasal olarak bağlayıcı bir Enerji Topluluğu’na dönüştürmek istiyorlar.

 

Devletin yeni bir enerji verimliliği stratejisi benimsemesiyle, enerji etkinliği konusunda da ilerleme sağlandı. Yenilenebilir enerji stratejisi açısından ise ilerleme olmadı. Katı yakıtlar ve nükleer enerji sahalarında da kayda değer bir gelişme yok. Türkiye’de işletmeye alınmış nükleer güç santralı bulunmuyor.

 

Genel Değerlendirme

 

Arz güvenliği konusunda yeni Petrol Piyasası Kanunu, petrol stokları müktesebatı ile uyum sağlayacak International Energy Agency gereksinimleri uyarınca, Türkiye 90 günlük acil petrol stoku tutuyor. Bu miktarların müktesebat ile uyumu da henüz teyit edilmedi. Elektrik Sektörü Strateji Belgesi de, sektörde kalan temel sorunları gidermek için bir araç olacak ve bu yüzden zamanında tam olarak uygulanmalı.

 

Garanti edilen fiyatlarla Türkiye’nin mevcut yasal çerçevesine uyarlanması gereken tartışmalı yap-işlet-devret ve işletme-hakkı-devri sözleşmeleri de dahil olmak üzere, bu teşviklerin devreden çıkartılması için zaman çizelgesi de uygulamaya sokulmalı.

 

Elektrik faturalarının tahsilatı da dahil olmak üzere enerji şirketlerinin mali disiplini büyük ölçüde iyileştirilmeli ve çapraz sübvansiyonları yasaklayan mevzuat etkin biçim de uygulanmalı ve bu teşviklerin devreden çıkartılması için zaman çizelgesi hazırlanmalıdır.

 

Müktesebat ile uyumlu rekabetçi bir enerji pazarının doğru işlemesi için ek yasal ve idari önlemler alınmak zorundadır. Toplu pazarda devlet ticaret şirketinin baskın pozisyonu ayarlanmalı, sınır ötesi ticarette mevcut kısıtlamalar kaldırılmalı, uzun dönemli enerji anlaşmaları ele alınmalıdır. Ek pazar açma adımları atılmalı, Güneydoğu Avrupa bölgesinde bir Enerji Topluluğu (Elektrik ve Gaz) oluşturmak için pazar açma programları oluşturulmalıdır. İç elektrik pazarı ile enterkonnekte olduğu göz önüne alınırsa, Türkiye’nin Batı Avrupa Elektrik Şebekesi ile senkron enerji sistemi bağlantısını oluşturması teşvik edilmelidir.

 

Türkiye özelleştirme dahil olmak üzere gaz sektöründe reforma devam etmelidir. Bu açıdan öngörülen programın birinci aşamasının uygulanmasındaki gecikme, özellikle muhtemel yatırımcılar nezdinde pazarda belirsizlik yaratmaktadır. Bu iddialı programın doğru uygulanması için somut strateji henüz geliştirilmedi. Etkin pazar serbestleştirmesi sağlanırken, müktesebat ile uyumun sağlanması gereklidir. Bu konuda BOTAŞ’ın tekel pozisyonu da ayarlanmalıdır.

 

Bunun da ötesinde BOTAŞ’ta hesap ayrıştırması ve müktesebatın gerektirdiği şekilde yasal çözümün sağlanması bir program dahilinde gerçekleştirilmelidir. Gazda da çapraz teşviklerin kaldırılması için bir zaman çizelgesi geliştirilmelidir. Adil ve şeffaf gaz transit şartlarının oluşması için uygun yasal ve mali çerçevenin oluşması da Türkiye’nin AB’ye bir gaz transit ülkesi haline gelerek, önemli rol oynamasını sağlayacaktır.

 

Türkiye bir enerji transit ülkesi olarak pozisyonunu güçlendirmekte olup Trans-Avrupa enerji şebekesi için kılavuzlar oluşturacak ortak projelerin geliştirilmesi de yerinde olacaktır. Rusya’dan, Hazar Havzası’ndan, Orta Doğu’dan gaz getirmek, gaz transit ülkesi rolünü güçlendirmekte, Nubucco gaz boru hattının geliştirilmesi ve komşu ülkelerle enterkonnekte bağlantının gerçekleştirilmesi burada etkilidir.

    

Türkiye, gaz ve elektrik enterkonneksiyonlarını artırma çabalarını sürdürmeli, böylece iç pazarın gereksinimlerini karşılamalı, arz güvenliğini artırmalı, Güneydoğu Avrupa Enerji Topluluğu’nun geleceğini de güvence altına almalıdır. AB’de enerji alt yapılarını kötü niyetli eylemlerden korumak için bilincin artmasıyla, enerji sektöründe daha güçlü bir güvenlik için AB’nin girebileceği tüm girişimlere de Türkiye’nin faal olarak katılması beklenmelidir.

 

Elektrik, Gaz ve Petrol piyasaları düzenleyicisi Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) kuruluşunun idari yapısı da güçlendirilmeli, kalifiye eleman sayısı artırılmalıdır. Devlete ait olan elektrik ve gaz şebeke operatörleri ile ilgili olarak, TEDAŞ ve BOTAŞ için gerekli düzenlemeler de EPDK tarafından yapılmalıdır.

  

Kömür sanayiine yapılacak olan devlet yardımının düzey ve çeşidine de dikkat edilmelidir. Uygun müktesebata bu konuda da uyumun sağlanması gereklidir.

 

Şu ana kadar enerji etkinliği ve yenilenebilir enerji kaynakları konusunda Türkiye’nin performansı zayıftır. Bu alanda etkinlik yapmak için mali kaynaklar kısıtlı kalmıştır. Türk ekonomisinin enerji yoğunluğu yüksektir ve yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli yeterince kullanılmamaktadır. Enerji etkinliği ile ilgili yasal yaklaşımın ilerlemesine rağmen, müktesebatın tam uyumu için ek çalışmalar gereklidir. Enerji Verimliliği Kanunu’nun zamanında kabulü ile uyum sağlanacaktır. Yeni enerji verimliliği stratejisi, enerji etkinliği müktesebatı ile uyum sağlıyor ve doğru uygulanırsa, Türkiye’nin enerji verimliliğini artırmaya yardımcı olacaktır.

 

Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi için bir genel strateji geliştirilmelidir. Ayrıca, Türkiye’nin Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu’na da ihtiyacı vardır. Bunun da ötesinde yenilenebilir enerji kaynakları konusundaki potansiyelin iyi kullanımı ve iddialı hedeflerin saptanması için Türkiye çabalarını artırmalıdır.

  

 

Enerji Bakanlığı sorumluluğu altında Ulusal Enerji verimliliği Merkezi tarafından enerji etkinliğine ilişkin önlemler yürütülmektedir. Ancak, mevcut statüsünü gözden geçirilmesi gereklidir ve enerji, inşaat, ulaştırma, sanayi ve çevre dahil olmak üzere tüm ilgili sektörler arasında yatay eşgüdüm sağlayıcı değişiklik yapılmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları için kurumsal şartlar da iyileştirilmelidir.

   

Nükleer enerji açısından, Türkiye’nin Euratom talepleri ve işlemleri ile uyum sağlaması öngörülmektedir. Bu açıdan nükleer tesis işleten kişi ya da kuruluşların veya nükleer malzeme depolayan üniversite, hastane, tıp kuruluşlarının, Euratom güvenlik önlemlerine uyması sağlanmalıdır. Türkiye’nin IAEA ile imzaladığı güvenlik önlemlerine yönelik anlaşma 1981 yılında yürürlüğe girmiş ve anlaşmaya ek protokol de Temmuz 2001’de geçerlilik kazanmıştır.

  

 Sonuç 

 

Topluluk müktesebatı ile uyum sağlamak üzere, Türkiye’nin yapmış olduğu ilerlemelere ve etkin uygulamaya hız kazandırma çalışmalarına rağmen, toplam uyumu kısıtlı kaldı ve enerji politikasının değişik alanlarında eşit gelişmeler görülemedi. Tüm sektörde müktesebata uyum sağlamak, etkin uygulamaya yönelmek ve yasaların yaptırımını güvenceye almak için ek çabalar gereklidir. 

 

Rekabetçi enerji pazarına ulaşmak üzere, özelleştirme ve fiyat çarpıklıklarının ortadan kaldırılması da dahil olmak üzere sektörün yeniden yapılandırılması sürdürülmelidir. Türkiye, komşu ülkelerden AB’ye petrol ve gaz transiti için yollar ve kaynakların çeşitlendirilmesi açısından kilit rol oynayacaktır. Uyum tamamlanması, etkin uygulama, ulusal yasaların yaptırımı, nükleer sahada idari kapasitenin güçlendirilmesi için ek çalışmalar gereklidir.

 

AVRUPA BİRLİĞİ YENİLENEBİLİR ENERJİYE NASIL BAKIYOR?

 

AB’nin Yenilenebilir Enerji Kaynakları Mevzuatı’nın temelinde Avrupa Konseyi ve Parlamentosu’nun 27.09.2001 tarihli ve 2001/77/EC sayılı direktifi yer almaktadır. Bu direktife göre, “ Yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin kullanımının artması, Birleşmiş Milletler’in (BM) iklim değişimi konusundaki Kyoto Protokolüne uymasında ihtiyaç duyulan ölçüm paketinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır” ilkesi yatmaktadır. Yine bu direktife göre, “ Yenilenebilir kaynaklardan sağlanan elektriğin pazar durumunun artmasını orta dönemde sağlamak için tüm üye ülkelerin bu konudaki hedeflerini belirlemesi gerekmektedir. Bu belirleyici hedefler Kyoto Protokolünün iklim değişimiyle ilgili kararına uyum göstermelidir” diyen emredici kuralları da mevzuata eklenmiştir.

 

Türkiye artık zaman geçirmeksizin zaten zımnen kabul etmiş olduğu Kyoto Protokolü’ne imza atmalıdır.

 

AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu, yenilenebilir kaynakların kullanılması için bağlayıcı hedefler ortaya koymuştur. Buna göre, birincil enerji kaynakları, yani genel enerji bazında, “Komisyon üye ülkelerin hedeflerine ulaşmasında ve komite kararına göre üye ülkelerin 2010 yılı itibariyle iç enerji tüketiminin %12 sinin bu kaynaklardan karşılanmasına göre üye ülkelere değer biçmelidir. Hedeflere ulaşmada eğer gerekirse komisyon zorunlu hedefler içeren önerileri Avrupa Parlamentosu ve Konseyine sunmalıdır” hükmü vardır. Direktifin “Ulusal Belirtici Hedefler” bölümünde de, “Üye ülkeler ulusal hedeflerine ulaşmada ilerleme göstermelidirler. Ulusal belirleyici hedefler 2010 yılı itibariyle ulusal enerji tüketiminin %12’sini ve yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik payı da %22,1’ini kapsayacak şekilde olmalıdır” hükmüne yer verilmiştir. Hedeflere ulaşma sonuçlarının Komisyon’ca ilk olarak 27 Ekim 2004 tarihinden geç olmayacak ve takip eden her 2 yılda bir rapor halinde yayınlanması da hükme bağlanmıştır. Bu raporlar Avrupa Parlamentosu’nun ve AB Konseyi’nin önerileri ile bütünleşik biçimde yayınlanacaktır.

 

Söz konusu direktifin kapsamına giren yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili tanım da direktifte şöyle yapılmıştır:

  

“Yenilenebilir enerji kaynakları” yenilenebilir fosil kaynaklı olmayan enerji kaynakları (rüzgar, güneş, jeotermal, dalga, gel-git, hidrolik, biyokütle, katı atık gazı, lağım gazı santralları ve biyogaz),

“Biyokütle” tarımsal (bitkisel ve hayvansal atıklar) atık ve artıklardan, orman ve ilgili sanayilerden üretim,

“Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi” sadece yenilenebilir enerji kaynağı kullanarak çalışan santrallardan üretilen elektrik,

“Elektrik tüketimi” otoprodüktörlük içeren, ithalat pozitif, ihracat negatif olan ulusal elektrik üretimi.

 

AB üyesi ülkelerde ulusal seviyede yenilenebilir enerji kaynakları için yeşil sertifika, yatırım yardımı, vergi muafiyeti ya da indirimi, direkt ödeme gibi farklı destek mekanizmaları işletilmektedir. Direktifin amacına ulaşması için ortak komite çalışması işler duruma gelinceye kadar, yatırımcıların güvenini kazanmak açısından bu tür mekanizmaların işler hale geldiği garanti edilmektedir. Bu çalışmalar yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminin, yenilenebilir olmayan enerji kaynaklarıyla yarışabilir duruma getirilmesine yöneliktir. Ancak, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminin artışının yaygınlaştırılması, ekonominin büyümesine katkı ve bunun yanında maliyetlerin düşmesine imkân tanıma amacına yöneliktir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişmesinde yerel ve bölgesel gelişme fırsatları, ihraç imkânı, sosyal birliktelik ve bağımsız olarak çalışan küçük ve orta dereceli işverenlere sunulan fırsatlar da hesaba katılmaktadır.

 

Direktifte, Destek Projeleri, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Sağlanacak Elektrik İçin Destek Garantisi, İşletme Prosedürleri, Elektrik Şebeke Dağıtıcıları gibi konulara da ayrı bölümler halinde yer verilmiştir. Destek garantisi için elektriğin hangi tür kaynaktan geldiğinin, üretim yeri ve tarihinin, kapasitesinin belirlenmesi istenmekte, ancak ondan sonra yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin direktifler yoluyla satılması için üreticilere imkân tanınmasının söz konusu olacağı söylenmektedir ki, bu hükümler Yeşil Sertifika’nın temelini oluşturmaktadır.

 

AB MÜZAKERE SÜRECİNDE RESSİAD’IN GÖREVİ

 

AB ile müzakere süreci sadece hükümet temsilcileri, ilgili bakanlık bürokratları ile yürütülecek bir iş değildir. Önceki ülkelerin üyelik müzakerelerinde görüldüğü gibi, sivil toplum kuruluşları burada etkin görevler üstlenmektedir. Türkiye bin kişiyi aşkın sektör müzakerecilerini hazır etmek zorundadır. AB ile yapılacak müzakereler 31 konuda toplanmaktadır. Bu 31 konu aşağıdaki biçimde sıralanmaktadır:

 

1. Malların serbest dolaşımı

16. Küçük ve orta ölçekli işletmeler

2. şahısların serbest dolaşımı

17. Bilim ve araştırma

3. Hizmetlerin temini hürriyeti

18. Eğitim ve öğretim

4. Sermayenin serbest dolaşımı

19. Telekomünikasyon ve haberleşme

5. Şirketler hukuku

20. Kültür politikası

6. Rekabet politikası

21. Bölgesel politikalar

7. Tarım

22. Çevre

8. Balıkçılık

23. Tüketicilerin korunması

9. Ulaşım politikası

24. Adalet ve içişleri

10. Vergilendirme

25. Gümrük birliği

11. İktisadi ve parasal birlik

26. Dış ilişkiler

12. İstatistik

27. Ortak güvenlik politikası

13. Sosyal işler

28. Mali kontrol

14. Enerji

29. Maliye ve bütçe

15. Sanayi politikası

30. Kuruluşlar

 

31. Diğer

 

RESSİAD bu müzakere konuları içinde 14 nolu konu olan ENERJİ alanında ve 22 nolu konu olan Çevre alanında temsil edilmek ve üzerine düşen görevi yerine getirmek için hazırdır. Diğer ilgili konularda da RESSİAD tarafından izlenerek, gerekli görüşlerimiz sırası geldiğinde ilgili makam ve komisyonlara sunulacaktır. Bundan böyle RESSİAD, AB’nin enerji otoriteleri ile sürekli temas halinde olmayı görev edinmiştir. Yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarımız, başta hidrolik potansiyelimizi ve rüzgâr potansiyelimiz AB direktiflerine uygun koşullar içinde değerlendirilmelidir. Bunun için yabancı sermaye ile işbirliği en üst düzeye çıkarılmalı, birlikte değerlendireceğimiz kaynaklardan üretilecek yenilenebilir enerjiler elektriği, AB sınırları içinde serbestçe ticareti yapılan bir meta durumuna getirilmelidir.

 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr