Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   16.01.2018

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Haberler
Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR'ın yorumu: 1 Temmuz 2006 akşamı “Ürküten Karanlık” hangi gerçekleri ortaya çıkardı? 09.07.2006

.....X.....

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR’ın haber yorumu

1 Temmuz 2006 günü yaşanan “Ürküten Karanlık”  soru ve sorunlar sarmalı gibi. Hani Türkiye’de doğalgazdan üretilen elektrik azaltılmıştı da, sudan ve yerli kömürden üretilen enerji artırılmış, politikamız yerli kaynaklara yönlendirilmişti?...
 
1 Temmuz akşamı 22.00-22.15 arasında başlayan gece yarısına kadar 13 ilde 4-6 saat süren karanlığın gösterdiği gerçek, aslında enerji politikası adına bir iflas ve skandaldır!...
 
 
Ürküten karanlık üstüne rivayetler farklı da doğrusu ne?
 
1 Temmuz 2006 Cumartesi akşamı saat 22.15, İstanbul’un Kartal, Maltepe Adalar semtleri ile İzmir, Antalya, Bursa, Eskişehir, Uşak, Burdur, Isparta, Kütahya, Çanakkale,  Afyonkarahisar, Bilecik, Denizli, yani 13 ilde elektrikler kesik ve buralar karanlığa gömülmüş durumda. Türkiye’nin en büyük tirajlı, en çok okunan Hürriyet gazetesi bu haberi okuyucularına ve internet sitesine “Ürküten Karanlık” başlığı ile aktardı.
 
Hürriyet’in 2 Temmuz günkü haberinde, “Türkiye, Bursa’daki doğalgaz çevrim santralında meydana gelen yangın nedeniyle tarihinin en büyük elektrik arızalarından birini yaşadı” deniliyor, “Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgesi’nde 13 ilin  karanlıkta kaldığı” anlatılıyordu. Yine haberde, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre, yangının neden olduğu arıza nedeniyle hatlarda güç azalması yaşandığı” açıklanıyordu.
 
3 Temmuz’da gazeteler arıza nedeni için farklı rivayetler ortaya attılar. Bakan Hilmi Güler’in Milliyet gazetesinde yer alan açıklamasına göre, arıza Bursa’da olmuştu. Ancak, arızanın merkezinin iddia edildiği gibi Bursa olmadığını söyleyen bazı yetkililer, Muğla Yatağan Linyit Termik Santralı’nın devre dışı kaldığını iddia ediyorlardı. 630 MW’lık Yatağan santralının işletme müdürü de dış kaynaklı darbe nedeniyle santralın 22.10’da devre dışı kaldığını açıklamıştı.
 
RESSİAD’ın üyelerinden Akenerji’nin Genel Müdürü ve Elektrik Üreticileri Derneği (EÜD) Başkanı Önder Karaduman, 3 Temmuz tarihli Hürriyet’te yer alan açıklamasında, “asıl nedenin yangın olmadığını” söylüyordu. Karaduman, “Sıcak bölgelerde klimalara yüklenildiği için bu kesinti oldu. Bu kesintileri daha ağır yaşayacağız. Özellikle, Ağustos ayında kesinti daha çok olabilir. Kesinti arızadan değil, özel sektör üretim şirketlerinin devreden çıkarılmasından kaynaklanıyor. Elektrikte yedek gücümüz yok. Her ülkenin yüzde 25 yedek gücü olması gerekir. Türkiye’de bırakın yedek gücü, 6000 MW elektrik üreten özel sektör şirketleri zor durumda bırakılıyor” diyordu.
 
Önder Karaduman’ın burada kastettiği özel sektör şirketleri, otoprodüktörler ve serbest üretim şirketleri statüsündeki doğalgaz santrallarının sahipleriydi. Doğalgaz fiyatları artırılırken, elektrik fiyatı sabit tutulduğu için doğalgazla üretim maliyetleri yükselmiş, ucuz tarife saatindeki elektrik fiyatları maliyetleri karşılayamaz olmuştu. Santral sahipleri pik yük saatleri dışında üretimlerini genellikle durduruyorlardı. Yine Hürriyet’in 4 Temmuz tarihli haberinde, otoprodüktör santral sahipleri, “Devlet saat 22.00’den sonra kWh’i 6.5 Ykr’a elektrik satarken, 9.5 Ykr’a elektrik üretir miyiz?” diyorlardı.
 
1 Temmuz akşamı, otoprodüktörlerle birlikte, EÜAŞ’ın Bursa Doğalgaz santralı ve/veya Yatağan Linyit termik santralı da devreden çıkmış olduğu için Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki talep karşılanamaz olmuştu. Diğer santrallardan da bu bölgeye elektrik iletilememişti. Bereket versin ki, özel sektörün devamlı suçlanan yap-işlet ve yap-işlet-devret santralları o saatte devredeydi. Yoksa Türkiye büyük çoğunluğu ile karanlıkta kalacaktı.
 
Sözde arızanın analizinden çıkan sonuçlar ne?
 
Peki bir yangın olmuş muydu? Olduysa nerede olmuştu? Enerji yönetiminde şeffaflık olmayınca rivayetler de farklı oluyor. 4 Temmuz günkü Hürriyet’te TEİAŞ Genel Müdürü arızanın teknik nedenini kısaca açıklıyordu. Genel Müdür İlhami Özşahin, “Bursa trafo merkezinde bir elektrik teçhizatının arızalanmasıyla tetiklenip gece saat 22.00’den sonra özel sektör santrallarının devreden çıkması sonucu aşırı yüklenmeden kaynaklandığını” söylüyordu.
 
Mühendisliği ve bürokratlığıyla saygın bir yönetici olan Özşahin doğruyu söylemişti. Gerçekten de saat 22.00’de, pik saatlerin dışına çıkıldığı, ucuz tarifeye geçildiği için doğalgazla çalışan otoprodüktör ve serbest üretim şirketi statüsündeki özel sektör santralları üretimlerini durdurmuşlardı. Ancak, yük devam ediyordu. Gece olmasına rağmen aşırı sıcaktan klimalar çalışıyor, Dünya Kupası çeyrek final maçları sürüyordu. Orta ve Doğu Anadolu’dan 380 kV’luk hatlarla elektrik transferi yapılmaya başlanmıştı, ama artan talep nedeniyle hatlardaki yük fazlaydı. İşte bunun sonucu Bursa Doğalgaz Santralı’nın  bağlandığı noktada Bursa trafosundaki fiber ayırıcı yanmıştı ve 380 kV’luk bağlantı kesilmişti. Birbirine bağlı iletim sistemlerinin bu şokla kesildiği anlaşılıyor.
 
Bursa Doğalgaz santralından başka Yatağan Santralı’nın da devreden çıkmış olmasının arızayı ağırlaştırdığı bir gerçek. O saatte 1210 MW güçle çalışan Bursa Doğalgaz Santralı devreden çıkınca, özel sektöre ait serbest üretim şirketi santralı olan ve yine Bursa’da bulunan BİS Enerjinin toplam 6 üniteli ve 247 MW’lık doğalgaz santralı hemen devreye sokulmuş, ama trafo arızası olmasa bile kendisinden yaklaşık 6 kat büyük bir santralın boşluğunu pek tabii ki dolduramamıştı. Akdeniz Bölgesi için Oymapınar HES devreye sokulmak istendiyse de, artık Seydişehir’in otoprodüktörü olan Oymapınar yönetimi gereği gibi verilmeyen bu görevi üstlenmemişti..
 
Vatandaşın tepkisi ne oldu?
 
Elektriklerin kesilmesiyle birlikte milyonlarca vatandaş karanlıkta kalırken, kesintinin nedenini merak eden binlerce kişi polis “155 İmdat” ile gazete ve televizyonların telefon santrallarını kilitlemişti.. Kesintinin Brezilya-Fransa Dünya Kupası maçının oynandığı saate rastlaması vatandaşların tepkisine neden olmuştu. İzmir elektrik kesintisi yüzünden karanlığa gömülürken, kesintiyle birlikte metro seferleri iptal edilmişti. İzmir Emniyet Müdürlüğü, hırsızlık başta olmak üzere karanlıkta ortaya çıkabilecek olaylara karşı polisi alarma geçirmiş, ara sokaklarda sürekli devriye gezen polis ekipleri, şüpheli gördükleri kişileri gözaltına almıştı. Bursa’da da düğünler iptal edilirken, kentte sıkı güvenlik önlemleri alınmıştı. Turistik bölgelerde 4-6 saat süren elektrik kesintisi nedeniyle turizm adına kara gün yaşanmıştı.
 
Sorunun kökeninde Enerji Bakanlığı’nın fiyat saplantısı yatmıyor mu?
 
Bir elektrik kesintisinin verdiği hoşnutsuzluk ve bunun bir arızaya dayalı olması olağan denilebilir, ama ülkemizde bir “elektrik fiyatı sorunu” yaşanıyor. Kamunun gerçek maliyetleri yansıtmayan ve neredeyse dört senedir artmaması için baskı altında tutulan elektrik fiyatları, serbest piyasanın oluşumunu engelliyor. Ayrıca, yeni santralların kurulmasını da engelleyen bu fiyat baskısı.
 
Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarcasına bürokrat atmak çözüm mü?
 
1 Temmuz akşamı 13 ilimizde yaşanan, enerji politikasının iflasına yol açan ve enerji yönetimi açısından skandal oluşturan 6 saatlik elektrik kesintisinin başlıca nedeni baskı altında tutulan elektrik fiyatları. Bunun gerçek sorumları bürokratlar olmayıp fiyatı baskı altında tutma siyasetinin sahipleri elbette. Ne yazık ki, enerji yönetimi içerisinde seçkin bir mühendis ve seçkin bir bürokrat olan TEİAŞ Genel Müdürü İlhami Özşahin, “Bizden değil anlayışıyla” kurban edilerek, bu bahane sonucu görevinden alınmış bulunuyor.
 
Kesinti anında sistemin yükü ne kadardı?
 
EÜAŞ’ın kömür santrallarının çoğunun ömrü 20 yılı doldurdu. Dolayısıyla yaşlanmış ve köhneleşmiş santrallar topluluğuna sahip bir ülkeyiz. Türkiye’nin kurulu gücü şu anda 39070 MW olarak görünse de, gerçekte üretim yapabilecek toplamı bunun çok altında.  Geçen yıl saatlik maksimum puant 26 Aralıkta, yazın maksimum tüketimde 4 Ağustos’ta gerçekleşmişti. Şeffaf olmayan enerji yönetimi 1 Temmuz 2006 saat 22’deki yükü açıklamış değil, ama bu yükün 25000 MW’ın altında olduğu biliniyor. Nitekim bu yıl Ocak ayından beri aylık maksimum puantlar ve aylık saatlik puantlar 22000-25000 MW arasında oluyor. Saati de 21.00’i geçmiyor. Geçen yıl 25124 MW ani puantı karşılayan sistem, 1 Temmuz’da bunun altındaki bir yükü karşılayamaz mıydı? Karşılardı elbette, ancak enerji yönetimi özel sektör otoprodüktörlerini ve serbest üretim şirketlerini küçümsemeyerek, isteklerine yanıt verseydi karşılardı!...
 
Bakan şebeke kodlarını biliyor mu acaba ve EPDK niçin bu konuda suskun?
 
Şimdi gelelim işin bir can noktasına, 2 Temmuz akşamı Haber Türk TV “Basın Kulübü” programında Bakan Hilmi Güler, otoprodüktör şirketlerin saat 22.00’den itibaren ucuzlayan tarife kapsamında elektrik satmamak için kendi santrallarını kapattıklarını, sistemden ucuz elektrik çekerek arızaya yol açtıklarını söylüyordu. Güler, otoprodüktörlerin ve bazı özel şirketlerin devre dışı kalması sonucunda başka santrallara yük bindiğini, santralların ikaz edilmelerine rağmen devreye girmediklerini anlatıyordu.
 
İşte bu vahim bir durum. Bu ikazı yapacak olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı değil. Bunu yapacak olan, önce TEİAŞ’ın yük tevzii merkezi, ikaza uymayana gereğini yapacak olan da EPDK. Sistem başı boş değil ki. Bu tür durumlara karşı gelecek şebeke kodlarını içeren, Elektrik Piyasası Şebeke Yönetmeliği var.
 
Bakan çaresizlik içinde basına dert yanarken, acaba şebeke kodlarından haberdar değil miydi? Bir başka hayret edilecek nokta, şirketlere yaptırım uygulamak için yine Bakan’ın açıklamasına göre şimdi Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği’nin seçilmiş olması. Oysa, yaptırım başka yerde aranmamalı. Kartvizitinde hemen herkesin enerji uzmanı yazdığı EPDK’dan niye ses çıkmıyor acaba?
 
Kamunun eski santralları artan talebi karşılamak için yeterli mi ve güven veriyor mu?
 
Türkiye’de elektrik talebi artıyor sistem yetersiz. Hele serbest piyasadan devletçiliğe çark ederek çözüm aranabilir mi? Özel sektörü dışlayarak, EÜAŞ’ın elindeki verimi düşük, çoğu yaşlanmış, eski teknoloji yapımı santralları kullanarak bu sorun çözümlenebilir mi? EÜAŞ’ın elinde toplam 18800 MW’lık santral var. EÜAŞ’a bağlı ortaklık santrallarının elinde de 2154 MW bulunuyor. Yani, şu anda kamunun elinde yaklaşık 21000 MW kurulu güç var görünüyor. Hiçbir arızası olmayan yap-işlet-devret ve yap-işlet santrallarının üretimlerini de kamu aldığı ve bu santrallar sürekli üretim yaptığı için onların 8550 MW gücünü bu toplama eklemek gerekir. Yani sistemi her an beslemeye hazır 29000 MW var, ama EÜAŞ’ın 18000 MW’lık santrallarına güven duymak mümkün değil, aslında böyle bir güç topluluğu emre amade değil, dolayısıyla kamu santralları arz güvenliği için yetmiyor. Arz güvenliği kamudan bekleniyorsa, vay bu ülkenin haline!...
 
Şimdi kamu özelleştirme kapsamına alınmış toplam 1680 MW’lık kurulu güce el atarak, oradan 420 MW’lık Yeniköy ve 630 MW’lık Kemerköy linyit santrallarını tekrar EÜAŞ’a katmış bulunuyor. Hatta Yatağan’ın da özelleştirmeden geri çekildiği söyleniyor. İşte bunlar serbest piyasadan vazgeçip devletçiliğe yönelmenin yeni adımlarıdır. Oysa, hükümet programında serbest piyasa yazıyordu, ama enerjide üçbuçuk yıldır devletçilik arayışları sürüyor.
 
Hem elektrik eksiği,  hem de tarife sorunu yok mu, yanlış teşhis çare olur mu?
 
Türkiye geçen yıl 160 milyar kWh elektrik tüketti. Bu yıl 172 milyar kWh elektrik tüketecek. Talep artıyor. Sadece puant talebi için değil, toplam talebi karşılamada da sorunlar var. Oysa, Bakan Güler, 7 Temmuz’da basında yer alan demecinde “Elektrik eksiği yok, tarife sorunu var” diyor. Bakanın ve Bakanlığın teşhisi bu ise yanlış demektir. Her iki sorun da var. Çözüm bürokrat azlinde ve devletçilik arayışında olmamalı elbette. Yatırım yapma şevki kırılmış özel sektörü tekrar yatırım yapacak, zorla değil, istekle santrallarını işletecek ortama sokmakta aranmalı çözüm.
 
Bakın  üyemiz Zorlu Enerji’nin Genel Müdürü Erhan Çetinok, 9 Temmuz günü Akşam gazetesinde çıkan demecinde ne diyor? Enerji sıkıntısının aşılması için yeni yatırım yapılmasının şart olduğunu belirten Çetinok, Ancak, maliyetlere bakıldığında bunun özel sektör için kârlı olmadığı görülecektir” diye ekliyor. 1 Temmuz kesintisinin kritik döneme girildiğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Çetinok açıklamasını şöyle yapmış: “Bugünlere gelinmesi yatırım yapılmamasından kaynaklanıyor. Fizibilite yaptığında sonuçlar makul çıkıyorsa bu yatırımları özel sektör yapar. Ekonomik olarak bir risk görünüyorsa kaçınır. Biz Zorlu Enerji olarak her zaman bu sektöre tekrar girmeye hazırız. Fakat maliyet yapısına bakıldığında, şu anda bu yatırımlar kârlı değil. Biz sistem değişecek, özelleşecek diye dişimizi sıktık, ama son günlerde durum değişti. Doğalgaza bir zam daha gelirse ne yapacağımızı bilmiyoruz. Ben özel sektör olarak amortismanı sıfırlanan bir barajla rekabet edemem”.
 
Özel sektöre gözdağı vermek niye?
 
Bu gibi arızalarla ve aksaklıklarla karşılaşılacağı bilinmiyor değildi, enerjiden az da olsa anlayanlar böyle dertlerle karşılaşılacağını biliyor ve bekliyorlardı. Hatta bu korkulu bir bekleyişti, korkunun nedeni ise ülkenin karanlıkta kalmasıydı. İşte bu korku ile Elektrik Üreticileri Derneği (EÜD), 30 Haziran’da TEİAŞ, BOTAŞ ve EPDK’ya bir yazı yazmış. Bunun iyi niyetle yazılmış bir uyarı yazısı olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Doğalgazla elektrik üretimi yapan şirketler, üretimden zarar ettiklerini ifade etmişler. Kimse özel sektörden zararına üretim yapmasını bekleyemez.  Şimdi bu iyi niyetli mektup suç delili oluverdi.
 
EÜD’in yazısı delil varsayılarak, elektrik üreticilerinin bu işi planlandığı söyleniyor. Bu kabul edilemez haksız bir ithamdır. Bu yersiz itham Başbakan Erdoğan’ı da etkilemiş olacak ki, otoprodüktörlere karşı sert çıkarak, 7 Temmuz günü basında yer alan demecinde “Acımasız davranırız” diyordu. Başbakan Erdoğan, “Keseceğimiz faturada otoprodüktörler de olur” diye eklemişti. Elektrik kriziyle ilgili inceleme yürüttüklerini açıklayan Başbakan, “yatırımları halkımızın aleyhine kullanmaya çalışırlarsa acımasız davranırız” diye uyarıyordu. Bu uyarma, sözde arızanın nedenini ortadan kaldırmayacağına göre, halka şirin görünüp oy potansiyelindeki düşüşü azaltabilmek için mi?
 
Devletin yapabileceği yukarıda söylediğimiz gibi mevzuat kapsamında, Elektrik Piyasası Şebeke Yönetmeliği’nin yaptırımlarını uygulamak olabilir. Bu yaptırımlar ağır hükümler içeriyor. Tabii, şirketlerden bu yönetmeliğe uygun talepte bulunulduysa, bu cezalar uygulanabilir. Bunun dışında devlet 4628 sayılı yasayı toptan kaldırarak, devletçiliğe de dönebilir elbette. Bu sadece eski komünist ve solcuları sevindirir. Ancak, bunun maliyeti ve dalgalanması öylesine büyük olur ki, bugün de sürmekte olan ekonomik dalgalanma yanında mikro dalga kalır. IMF’den de bunu yapmak için onay alınamaz. Alınsa bile 4000 MW’lık otoprodüktörleri, ardından geri kalan yaklaşık 11000 MW’lık özel sektör santrallarını devletleştirmek için gerekli para bulunamaz. O zaman çözüm özel sektöre aba altından sopa göstermekte değil, özel sektörle uzlaşmaktadır.
 
1 Temmuz karanlığının gösterdiği başka çarpıklık var mı?
 
1 Temmuz yangını Bursa Doğalgaz santralında olmamış, ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda yangın oldu mu yoksa olacak mı bilinmez!...  Geçmişte zaman zaman söylense de kabinede değişiklik yapamayan hükümetin hiçbir eylemi, hiçbir bakanlıkta bugüne kadar yangına neden olmadı ki. Biz enerji politikasındaki bir yangından bir skandaldan daha söz ederek haberimizi tamamlayalım.
 
Bakan Hilmi Güler’in, “Biz kömür santrallarından ve su santrallarından sağladığımız enerji ile doğalgaz santrallarının üretim payını azalttık” iddiasını, TBMM kürsüsü dahil her kürsü de söylediğini biliyoruz. 1 Temmuz akşamı pik saatlerin dışında, doğalgaz santralının devrede olduğunun bu arıza ile ortaya çıkması, söylenen politikanın uygulanamadığını gösteriyor. Eğer uygulanıyor ise, EÜAŞ’ın diğer santralları üretim yapabiliyorsa, dağıtım sisteminiz yeterli ise zaten yap-işlet santrallarının 6100 MW’lık kurulu gücü devrede iken, ne gerek vardı 1210 MW ile Bursa doğalgaz santralını çalıştırmaya?
 
2002 yılından bu yana uygulanan politikanın sonucu olarak yeni büyük santrallar yapılmıyor. Tamamlandığı söylenen santrallar, daha önce başlanmış,  kredisi bulunup temeli atılmış santrallar. DPT haykırıyor, 2008’de elektrik krizi var diye. Hiç kuşkusuz o kriz de kısa zamanda ucuza inşa edilir diye, pahalı üretim aracı yeni doğalgaz santralları ile aşılacak.
 
Sularımız boşa akıyor, su kullanım anlaşmaları ve lisans ihaleleri denilerek, yapılabilecek hidroelektrik santralların önü bir türlü açılmıyor. Her şey pahalanırken dört yıldır elektrik fiyatı sabit tutularak ve serbest piyasanın oluşumu engellenerek, kısmen var olan kesiminde de rekabete engel olunarak, hem bazı hidrolik projelerin ve hem de rüzgâr projelerinin yatırımı engelleniyor. RESSİAD’ın uğraşı alanı dışında, olsa da vurgulayalım, yerli kömür santralları için kömür sahaları öyle ya da böyle tahsis edilmiş olsa bile başlamış yatırım yok. Zaten bazı küçük santralların dışında yapılan yeni santral yok. Açılan büyük santrallar da geçmiş iktidar döneminde başlanmış projeler, bir de özel sektörün projeleri. Artık açılış törenleri düzenlenmesi ile uğraşmak yerine, projelere yol açılarak, yeni santral temelleri atılmalı.
 
Enerji yönetimi ne yapmak istiyor, oysa ne yapmalı?
 
Bugünkü enerji yönetimi, gelecek enerji yönetimine enerjide kriz ve enkaz bırakmayı mı amaçlıyor acaba? Biz böyle olmamasını diliyoruz!...
 
RESSİAD olarak iktidardan ve bugünkü enerji yönetiminden beklentimiz yine de, yerli doğal kaynaklarımıza dayalı enerji politikasına sözle değil, yapılan işle eğilinmesi. Konu için gereken her türlü idari, mali, ekonomik desteğin en geniş boyutta sağlanması.
 
Enerji fiyatlarında yeni bir düzenleme, ilk adımda konut ve sanayi ayrımıyla fiyat rasyonalizasyonu, rekabetin geliştirilmesi ile ucuzluk yaratılmasının çözüm yolları olduğunu bir kez daha hatırlatalım. 
 
Ancak, şunu vurgulamakta yarar var. Yatırım siyasi ve ekonomik istikrar varsa, güven ortamı bulunuyorsa yapılır.
 
Bugün Türkiye’de siyasi istikrar, Cumhurbaşkanlığı ve erken seçime kilitlenmiş, ekonomik istikrar dalgalanmayla sarsılmış, ekonomik dalgalanmadan kurtuluş, faiz yükü artırılarak döviz çekimine bağlanmış, enerji yatırımcısında güven bunalımı ortaya çıkmışken, ne denli yeni yatırım beklenebilir?
 
Dün yap-işlet-devret ve yap-işlet santralları ile özel sektörü hedef alan Enerji Bakanlığı, bugün yap-işlet santrallarını kurtarıcı özel kanun çıkarsa da, özel sektörün otoprodüktör ve serbest üretim şirketlerini yeni hedef seçmişken, yatırımcıya güven verebilir mi?
 
Özelleştirme İdaresi’ne bırakılan santrallar kamuya geri alınırsa, dağıtım ihaleleri fiyat tarifesi nedeniyle ertelenirse, özel sektör bu iktidara güven duyar mı?
 
Sözde ihalesi yapılmış, doğalgaz özelleştirmesi aksıya alınmışken, petrolün varil fiyatı 70 dolarların üzerinde seyrederken, bugün BOTAŞ zarara iteklenirken, ucuz doğalgaz beklenebilir mi ve elektrik fiyatları daha ne kadar baskı altında tutulabilir?
 
Bakan Hilmi Güler ile bakanlığı üstlendikten sonra yaptığımız ilk ikili dostane görüşmemizde samimi tavsiyem, elektrik fiyatlarının düzenlenmesi, maliyet bazlı fiyatlandırma, fiyat üzerindeki giydirmelerin kaldırılması, altyapısı hızla tamamlanarak elektrik fiyatlarının serbest bırakılması olmuştu. Bu önerimi dinledi, ama hiç cevap vermedi. Kendinden önceki eski bakan Zeki Çakan’ın, elektrik pahalı, elektriğe zam yapmama politikasına sarıldı. Oysa, önerdiğim süreçte ilk adımda fiyatlar artacak olsa da, fiyat rasyonalizasyonu ve yerli kaynaklarla desteklenecek rekabet sonuçta ucuzlama getirir. Şimdi zam yapmama adına uygulanan politika ise kendi elinde patlayacak siyasi bombaya dönüştü. Öyle bir siyasi bomba ki, tozu-dumanı yaklaşan seçim sandıklarına savrulacak!...
 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr