Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   16.01.2018

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Haberler
KÜRESEL ISINMADA TEHLİKE ÇANLARI HAZİNE’YE YENİ YÜK BİNDİRMEMELİ 28.01.2005

Anadolu Ajansı’nın 24.01.2005 tarihli bir haberine göre, küresel ısınmada 10 yıl içinde ’’geri dönülmez noktaya’’ ulaşılabileceği savlandı. Bu haber, daha sonra diğer basın ajanslarında ve 25.01.2005 tarihinde belli başlı gazeteler ile medyada geniş yer aldı. İngiltere’de yayınlanan “Independent” gazetesinin haberine göre, Amerikan, Avustralyalı ve İngiliz düşünce kuruluşlarınca ortaklaşa hazırlanmış bir raporda, kuraklık, tarım üretiminde düşüş, su kıtlığı gibi sonuçlara yol açan küresel ısınmada geri sayımın başladığı ve 10 yıl içinde geri dönülemez noktaya gelinebileceği söyleniyor.

 

Dünya liderlerini bu konuda uyarmaya yönelik ’’Meydan Okuyan İklim’’ konulu rapora göre, ’’geri dönülemez’’ olarak belirlenen nokta, yeryüzünün 1750 endüstri devrimindeki ortalama sıcaklığından 2 derece fazlası. Dünyanın şu andaki ortalama sıcaklığının 1750’den bu yana 0,8 oC arttığını yazan gazete, geri dönülemez noktadan sonra büyük kuraklıkların, su kıtlığının meydana geleceğini, ormanların yok olacağını, tarımda verimin büyük oranda düşeceğini, denizlerin seviyesinin yükseleceğini ve hastalıkların tırmanışa geçeceğini bildiriyor.

Biz yukarıdaki habere bazı bilimsel eklemeler yapalım. Bilindiği gibi küresel ısınmaya en büyük neden, atmosferdeki karbon-dioksit (CO2) konsantrasyonunun artmasıdır. Atmosferdeki CO2 artışı özellikle aşırı fosil yakıt kullanımından kaynaklanmaktadır. Atmosferdeki CO2 konsantrasyonu;
1850 yılında 275 ppm
1958 yılında 315 ppm
1989 yılında 347 ppm
1995 yılında 360 ppm
2002 yılında 370 ppm
düzeylerinde olmuştur. Dünya ortalama sıcaklığı ile atmosferdeki CO2 konsantrasyonu arasında matematiksel olarak formüle edilen ilişki vardır. Fosil yakıt kullanımında GJ başına ortalama CO2 emisyonu kömürde 85.5 kg, petrolde 69.4 kg ve doğalgazda 52 kg kadardır. Şimdilik yılda 6.5 gigaton düzeyinde olan CO2 emisyonunun 2020’lerde 8.5 gigatonun üzerine çıkılmasından endişe edilmektedir. O zaman atmosferdeki konsantrasyonu da 400 ppm düzeylerine sıçrayacaktır.

Kısa dalgalı güneş radyasyonunun atmosferi geçerek yeryüzüne ulaşmasına engel oluşturmayan CO2’in, yer yüzünden salınan uzun dalgalı radyasyonu absorbe ederek atmosferin dışına kaçışını engellemektedir. Böylece de dünya global sıcaklığı artmaktadır. Atmosferdeki CO2’in bu etkisine sera etkisi, CO2’e de sera gazı denilmektedir. Başka sera gazları da vardır, ama dünyadaki ısınmaya neden olan en önemli sera gazı CO2’dir. Atmosferin uzun dalgalı radyasyon yayma gücü (emissif gücü) sıcaklığının ve dünya ortalama sıcaklığının fonksiyonudur.

Dünya atmosferinin enerji dengesi açısından, dışarıdan gelen 100 birim kısa dalgalı radyasyona karşın 98 birim uzun dalgalı radyasyon yayılması gerekir. Denge koşulunda dünyanın birim alanından yayılacak radyasyon 343 W/m2 düzeyindedir. Bu koşulda Stefan-Boltzman yasası uyarınca dünya ortalama sıcaklığı 279 K olmaktadır. Ancak denge koşulunda bile dünyada üretilen enerji dünya ortalama sıcaklığının artmasına neden oluyor. Örneğin, 2003 yılında dünya fosil yakıt tüketimi 8546.9 milyon tep (376.1 EJ) olup buna göre dünyanın birim alanı başına birim zamanda yapılan enerji üretimi 0.0234 W/m2 kadardır. Bunun neden olduğu sıcaklık artışı teorik olarak 0.0076 oC olarak bulunmaktadır. Bu değer 1970 yılı için 0.0020 oC ve 1995 yılı için 0.0043 oC idi.

Çok duyarlı ve kararlı bir dengede bulunması gereken dünya ortalama sıcaklığı 1860 yılından 1990 yılına kadar 0.7 oC artış göstermişti. 2004 yılına gelindiğinde bu artış 0.8 oC olarak ifade edilir oldu. Fosil yakıt tüketimi bu şekilde artarsa, bu sıcaklık artışının 2025 yılında 1 oC düzeyinin üzerine çıkması bekleniyor. Felaket senaryosuna göre 2100 yılında 5 oC düzeyine ulaşabilecek ki, ertesi gün (the day after tomorrov) sendromu gerçek olabilir mi? Bu arada unutulmaması gerek bir bilimsel uyarıya daha yer verelim. Bu sıcaklığın her bir derecelik artışı kuzey ve güney yarım kürede iklim kuşaklarına 160 km’lik yer değiştirtebilir.

Peki çözüm ne? Çözüm temiz birincil enerjilerde. Çözüm temiz yakıt hidrojendir diyenlere katılmıyoruz. Çünkü, doğada serbest şekilde bulunmayan hidrojen bir birinci enerji kaynağı değil. Üstelik 100 birim birinci enerji harcayıp en fazla 70 birim hidrojen elde edildiği için fizıbıl da değil. Hidrojen ütopyası bir aldatmaca olarak süredursun, meraklı politikacılara polemik konusu olsun, çözüm nükleer enerji ve yenilenebilir enerji paylarını enerji bütçelerinde artırmak. Çünkü, her ikisi de CO2 emisyonu vermeyen birincil kaynaklar.

İşte bu nedenle diyoruz ki sular boşa akmasın, rüzgâr boşa esmesin. Yine biliyoruz ki, tüm suları dizginleseniz, dünyanın talebini karşılamaya yetmez. Esen rüzgârın hepsini de enerjiye çevirmek mümkün değil. Bu nedenle nükleer enerjiyi kullanmak zorundayız. İşte onun için de diyoruz ki, ülkemizde ne kadar nükleer enerji üretimi hedefleniyorsa, ona eşdeğer büyüklükte yenilenebilir enerji üretimi de hedeflenmeli ve gerçekleştirilmeli. Bu ikisi yetecek mi? Yine size yanıtımız “hayır” olacak. Fosil yakıtların en temizi doğal gazı kullanmak zorundayız. Önümüzdeki 25 yılda başat enerji kaynağının doğalgaz olacağı gerçeğini de görmeliyiz. En kirli fosil yakıt kömürü ters yüz edemeyiz elbet, yeşil teknolojilerle kullanmak gerekiyor da, bu teknolojiler gelişinceye kadar kömür tüketimi artırılmamalı. Petrol ise çok daha yüksek verimli motorlarla kullanılmalı.

Görüyorsunuz, enerji sorunlarının çözümü için yeni teknolojik gelişimlere ve araştırmalara gerek var. Bu nedenle ülkemizde bir Enerji Enstitüsü kurulması gerekiyor da, her nedense görmezlikten geliniyor. Hidrojen ve Bor Enstitüleri’nden önce Enerji Enstitüsü niçin bu ülkede kurulmadı acaba? Bor ve hidrojen aldatmacası ile bir yere varamayacağımızı görmek gerekiyor. Hidrojen demeden önce, rüzgâr türbininin çarkı ile su türbininin rotoru dönmeli! Siyasi iradenin tercihi de bu olmalı. Diğer enerjiler için yapılması gerekenler RESSİAD’ın sitesi dışındaki bir konu.

Şimdi tekrar Independent gazetesinin haberine dönelim. Uluslararası İklim Raporu (25 Ocak 2005’de yayınlandı) ilk kez küresel ısınmada tehlike eşiğini açıkça çiziyor ve kötü haber şu ki, dünya bu noktaya gelip dayanmış durumda." diye başlayan raporda, 10 yıl içinde küresel ısınmada dönüşü olmayan noktaya gelinmiş olabileceğini belirtiyor. Rapora göre kuraklıklara, deniz seviyesinde 10 metreye kadar yükselmelere yol açacak. Eşik, küresel sıcaklıkların 1750’ye göre 2 derece artmasıyla geçilecek. Şu anda 0.8 derecelik artış zaten kaydedilmiş durumda. Rapor bu tehdide yanıt olarak tüm G-8 ülkelerinden 2025’e kadar elektriklerinin yüzde 25’ini yenilenebilir kaynaklardan üretilmesini istiyor. Gazete başyazısında "kaybedecek vakit yok" diyor: "Aksi halde ektiklerimizi biçmeye, ömrümüzün vefa edeceği bir süre içinde başlayacağız".

Peki hangi yenilenebilir enerjiler? Tanımı bile tartışılmalı! Başta elbette su ve rüzgâr da, dün konvansiyonel enerji kapsamında olan büyük barajlı santralları yenilenebilir kapsama sokmak ne denli doğru? Teşvik ya da destek ne derseniz deyin, özendirilecek olan büyük barajlı santrallar olmamalı, ondan önce bugüne kadar ihmal edilen küçük sular desteklenmeli! Büyük barajlı santrallar fizibıl ise, bizde DSİ’nin yaptığı gibi değil de piyasa da rekabet edebilecek enerji üretimine imkan tanıyorsa, onları yapacak pek çok şirket var. DSİ’nin başlangıça yüz deyip sonra en az bine tamamladığı projelerle yenilenebilir adına Hazine’ye yük bindirmeye de kimsenin hakkı olmamalı. Türkiye artık yatırımda rasyonelleşmeyi öğrenmeli. Serbest piyasa disiplinini özümsemeli. Felaket senaryoları, devletlerin yatırım kaynaklarını çarçur etmesine neden olmamalı. Türkiye adına bu konuda dikkatli davranmalıyız. Hazine desteksiz bu işleri yapmak zorundayız. Hazine’den destek isteyene de, vermeye kalkışana da karşı olmalıyız.

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR

 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr