Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   23.07.2017

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Etkinlikler
1-2 Haziran 2006 tarihlerinde Ankara'da yapılan YENİLENEBİLİR ENERJİ SEMPOZYUMU'nda konuşmacı olarak RESSİAD'ı Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır ve Nuh Nadi Bakır temsil etiler ve yatırımcı için strateji sundular 03.06.2006

YENİLENEBİLİR ENERJİ SEMPOZYUMU’ndan...

 

energy danışmanlık & proje şirketince düzenlenen, Ankara Sheraton Otel’de 1-2 Haziran 2006 tarihlerinde gerçekleştirilen “Yenilenebilir Enerji Sempozyumu”nda RESSİAD adına iki konuşmacı yer aldı, Ültanır ve Bakır. RESSİAD Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır, 1 Haziran 2006 Perşembe günü ikinci oturumda, “Serbest Piyasa Ortamında Elektrik Fiyatları Açısından Arz Stratejisi” konulu bir bildiri sundu. RESSİAD Teknik Etüt ve Strateji Belirleme Komitesi Başkanı ve ERE Hidroelektrik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nuh Nadi Bakır ise, 2 Haziran 2006 günü yapılan  Yenilenebilir Enerji Paneli’nin konuşmacıları arasındaydı.
 
 
   RESSİAD Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır sempozyumun birinci günü sunduğu bildirisine, Türkiye’nin elektrik arzında ve tüketim bileşiminde yeşil elektriğin (sudan ve rüzgârdan üretilen elektriğin) yeri ile başladı. Toplam üretimde yeşil elektriğin payının 2004 yılında %30.8 iken, 2005 yılında %24.7’ye düştüğünü ve 2006 yılında bu payın %22.8 olmasının beklendiğini, giderek oranın azaldığını söyledi.
 
Ültanır, Türkiye’nin Mayıs 2006 sonu itibariyle mevcut 39 021.3 MW’lık toplam kurulu gücünün 11 966.9 MW’ını barajlı hidroelektrik, 1 002.1 MW’ını akarsu hidroelektrik ve 33.6 MW’ını da rüzgâr elektrik santrallarının kapsadığını vurguladıktan sonra, serbest üretim şirketleri ve otoprodüktörler dışında kalan tüm santralların bağlı piyasayı oluşturduklarını belirtti. Buna göre güç bazında piyasanın %84’ünün, 2006 yılı programlanan üretim bazında ise %81’inin bağlı bulunduğunu, geri kalan serbest piyasa payının oldukça küçük olduğunu anlattı.
 
“Türkiye elektrik piyasasının üretim yönünden gelişimi yerli doğal kaynaklar bazında olmalıdır” diyen Ültanır, Türkiye’nin tüm kömür kaynaklarını değerlendirmek koşuluyla üretilebilecek termik elektrik enerjisinin iki katına yakın ekonomik hidroelektrik enerji potansiyeli ve yarısı kadar ekonomik rüzgâr enerjisi potansiyelinden söz edebileceğini söyledi. Ancak, “potansiyeller ne olursa olsun, serbest piyasa yatırımcısı için önemli olan ortalama piyasa fiyatı”dır dedi.
 
Ültanır, 6 Nisan 2006 tarihli EPDK Kurul Kararı ile 5346 sayılı yasanın emrettiği biçimde belirlenen Türkiye Elektrik Toptan Satış Fiyatı’nın 8.36 YKr/kWh olarak belirlendiğini, bu fiyatın Mayıs ayı içinde piyasadaki döviz kuru dalgalanması öncesi ve sonrası karşılıkları ile yetersizliğini vurguladı. Fiyat analizine geçmeden önce sanayi ve konutlarda tüketilen elektriğin, yaklaşık olarak birbirine yakın payları olduğunu söyleyen Ültanır, EÜAŞ’ın da içinde yer aldığı bağlı piyasadan TETAŞ’a elektrik arzının yüzde 80.6’sının geçtiğini, bunun  dağıtım şirketlerine farklı fiyatlarla satıldığının belirterek , buna göre TEDAŞ’a 8.27 YKr/kWh, Trakya Elektrik’e 10.41 YKr/kWh, Körfez Elektrik’e 10.07 YKr/kWh, Meram Elektrik’e 9.91 YKr/kWh, BEDAŞ’a 9.59 YKr/kWh ve Boğaziçi Elektrik’e 9.06 YKr/kWh fiyat uygulandığını açıkladı.
 
Ültanır, yeşil elektrik üreticisinin TEDAŞ dışındaki kuruluşlara bu uygulama fiyatlarıyla elektrik satmasının mümkün olduğunu, söz konusu kuruluşların elektrik alabileceklerini ve bunu istediklerini, ama TEDAŞ Yönetim Kurulu kararı ile bu alım-satımın engellendiğini belirterek, hep birlikte bu karara karşı çıkılmasını istedi. RESSİAD’ın bu konuda Enerji Bakanı Güler’i defalarca uyardığını söyledi. Bakanlar Kurulu’nun vereceği subvansiyona bel bağlanmaması gerektiğini, bunun sadaka kabulü niteliği taşıyacağını, kanunla fiyat garantisi getirilmesinin serbest piyasa ilkesine uygun düşmeyeceğini anlatan Ültanır, “Piyasa serbest ise, özelleştirme olsun olmasın bu dağıtım kuruluşları TETAŞ dışındaki üreticilerden de elektrik alabilmelidirler” dedi.
 
Daha sonra konut ve sanayide nihai tüketiciye uygulanan mevcut fiyatları açıklayan Ültanır, OECD ülkelerinin fiyatları ile karşılaştırarak, buna göre sanayiye yüksek, konutlara düşük fiyat uygulandığını konut/sanayi fiyat oranı bakımından OECD ülkeleri içerisinde Türkiye’nin sondan ikinci sırada yer aldığını ve bunun düzeltilmesi gereken çarpıklık olduğunu belirtti. Ucuz ve kaliteli elektrik için atılması gereken adımları, 1) Dağıtımın özelleştirilmesi, 2) Fiyat rasyonalizasyonu, 3) Yerli ve yenilenebilir kaynaklarla, nükleer enerjiden yararlanılarak arz fazlası yaratılması ve rekabetin geliştirilmesi biçiminde sıralayan Ültanır, bu adımların sonuçlarını sayısal örneklerle ortaya koydu.
 
HES ve RES lisanslarına da değinen Ültanır,  portföyde 15 529 MW kurulu güç ve 53.8 milyar kWh üretime karşılık gelen 744 HES projesi ile 4.6 milyar kWh üretime ve 1 387 MW kurulu güce karşılık lisanslı 36 RES projesi, ayrıca 822 MW’lık yeni lisans başvurusu yapılmış 22 RES projesi olduğunu, bunların giderek artacağını belirtti.
 
Ültanır, Türkiye’nin yeşil elektrik kapasitesinin geliştirilmesi için Türkiye’den Avrupa’ya yeşil elektrik ihracı, Avrupa’da geçerli gönüllü yeşil sertifika ticareti, Kyoto protokolünün imzalanmasıyla bunun mekanizmalarından yararlanılabilecek olmanın, değerlendirilmesi gereken fırsatlar olduğunu belirtti. 28 Nisanda RESSİAD’ın RECS ile gönüllü sertifika için yaptığı uluslararası çalıştaya değinen Ültanır, RESSİAD - TOBB ETÜ işbirliği ile bu sertifkanın Türkiye’de uygulamasına geçileceğini açıkladı.  Daha sonra Avrupa ile enerji bağlantısı ve yeşil enerji dengesi üzerinde durdu. 
 
Avrupa’ya mevcut bağlantılarla yılda en fazla 10-15 milyar kWh enerji transfer edilmesinin olanaklı olduğunu, ancak bunun yeterli bulunmadığını vurguladı. AB ülkelerinin yeşil enerji açığının 2010 yılında 200 milyar kWh, 2020 yılında 300 milyar kWh olacağını söyleyen Ültanır,  Türkiye’nin değerlendirme bekleyen 150 milyar kWh/yıl hidroelektrik ve 50 milyar kWh/yıl rüzgar elektriği ekonomik potansiyelleri olduğunu açıkladı. Türkiye’nin geliştirebileceği 200 milyar kWh yeşil enerjinin piyasa değerinin ortalama 15 milyar dolar olduğunu da söyledi.
 
Türkiye’nin yukarıdaki potansiyelleri geliştirmek için hidroelektrik enerjiye 50 milyar dolar, rüzgar enerjisine 25 milyar dolar olmak üzere toplam 75 milyar dolarlık yatırıma ihtiyacı olduğunu belirten Ültanır, AB ile elektrik bağlantısının geliştirilmesini ve pazarın entegrasyonunu, anlaşması imzalanan UCTE üyeliğinin bir an önce işler hale getirilmesini, Kyoto Protokolü’nün imzalanmasını isteyerek, Avrupa’dan sağlanabilecek yatırıma da dikkat çekti. 2010 yılı yeşil enerji açığını kapamak için AB’nin 165 milyar Euro yatırım yapması gerekeceğini vurguladı.
 
Konuşmasının sonunda önerileri toplu halde sıralayan Ültanır, yeşil elektriğin üretim stratejisinin iç piyasada fiyata bağlı olmakla birlikte, Avrupa’ya yeşil elektrik ihracı, bu kanaldan yeşil sertifika ile karbon sertifikası ticaretinin ek ve önemli getiri olanakları sağlayıcı, yeşil elektrik üretimini teşvik edici mekanizmalar olduğunu bir kez daha vurguladı.
 
Türkiye’de serbest elektrik piyasasının göstermelik boyutundan kurtarılıp hızla geliştirilmesini isteyen Ültanır, bu bağlamda ilk önemli adım olarak, dağıtım özelleştirmelerinin ivedilikle yapılması gerektiğini belirtti. Elektrik fiyatlandırmasında rasyonalizasyona gidilmesini ve fiyatların baskı altında tutulmamasını istedi. Yenilenebilir kaynak santralları, yeşil kömür teknolojili linyit santralları ve üçüncü nesil nükleer santrallarla arz fazlası ve piyasada sağlıklı rekabet ortamı yaratılmasını önerdi.
 
Türkiye’de hiçbir ek teşvik olmadan bugünkü mevzuatla özel sektörün gönüllü yapabileceği hidroelektrik ve rüzgâr projeleri olduğunu söyleyen Ültanır, ancak, bunlara yatırım yapmayı arzu eden özel sektörün önündeki idari ve bürokratik sorunların asgariye indirilmesini, kamulaştırmalarda, orman arazilerinde çıkan bürokratik engellerin kaldırılmasını isteyerek, yatırım için güven ortamı yaratılmasının gerekliliğine değindi.
 
Ültanır,  “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için hazırlanacak  Birinci Ulusal Bildirim’de KYOTO Protokolüne taraf olunacağı açıklanmalı, bu yolla daha fazla dış kaynak ve yabancı finansman sağlanması hedeflenmeli ve Protokol zaman geçirilmeksizin imzalanarak, KYOTO mekanizmalarından yararlanılmalıdır” diyerek konuşmasını bitirdi.
 
 
Sempozyumun ikinci günü Prof. Dr. Eralp Özil tarafından yönetilen Yenilenebilir Enerji Paneli’ne AKP Batman Milletvekili, eski TEAŞ Genel Müdürlerinden Afif Demirkıran, CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, Enerji Bakanlığı Rüzgar Enerjisi Şube Müdürü Hasan Selek, HESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Arman, TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Atilla Akalın, Bereket Enerji A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ceyhan Seldanlı ve ERE Hidroelektrik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve RESSİAD Teknik Etüt ve Strateji Belirleme Komitesi Başkanı Nuh Nadi Bakır konuşmacı olarak katıldılar.
 
 
  RESSİAD Teknik Etüt ve Strateji Belirleme Komitesi Başkanı Nuh Nadi BAKIR, Yenilenebilir Enerji Paneli’nde konuşmasına Panel Yöneticisi Prof. Dr. Eralp Özil’in Türkiye’nin hidroelektrik potansiyeli üzerinde görüşünü sormasına ilişkin yanıtıyla başladı ve aşağıdaki konuşmayı yaptı:  
 
- Nuh Nadi Bakır: "Sayın Başkan, değerli katılımcılar,
 
Öncelikle spesifik olarak bana sorduğunuz soruya yanıt vererek başlayayım; Uzun yıllardır Türkiye’nin ekonomik olarak geliştirilebilir hidroelektrik potansiyelinin, resmi kurumlarca ifade edildiği gibi 125 TWh/yıl değil, 200 TWh/yıl civarında olduğunu iddia edegeldik. Bugün gelinen noktada, hidroelektrik santrallar özel sektör yatırımına açılalı henüz 1.5-2 yıl olmasına rağmen, DSİ tablo-3’te yayınlanan toplam 480 yeni proje dikkate alınırsa ki bu ilave 20-25 TWh yıl ek kapasite demektir, resmen kabul edilen toplam kapasite halihazırda 150 TWh/yıl’a çıkmış demektir. İlerleyen yıllarda bu rakamın süratle 200 TWh/yıl’a ulaştığını göreceğiz.
 
Genel değerlendirmelerime gelince, bunu da sorulan sorular bağlamında yapacağım.  Sorular genel hatlarıyla şöyleydi:
·        Enerji sektöründe yer alan özel sektör kuruluşlarındaki bu ümitsizliği nasıl yeneriz?
·        Rüzgar yatırımları konusu ne olacak?
·        4628 sayılı yasa 5 yıldır uygulanmaya çalışılıyor, gelinen noktayı değerlendirir misiniz?
İki gündür yapılan konuşma ve görüşmelerde hep olumsuz ve eksik hususlara vurgu yapıldı. Ben ise biraz farklı bir yaklaşım göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Şöyle biraz geriye çekilip tüm sürece, biraz da olumlu yanlarını dikkate alarak, bir göz atalım.
Biliyorsunuz, özel sektörün enerji alanına yatırım yapması için ortaya konan Yap-İşlet-Devret mevzuatı 1980’lerin ortalarında gündeme geldi. Aksaklıkların giderilmesi, kurumlar arasında koordinasyon ve uyumun sağlanabilmesi yıllar sürdü ve ancak 1990’ların ortalarında bu mevzuata dayalı yatırımlar yapılabilir hale geldi. Birkaç doğalgaza dayalı çok kötü örnek yüzünden tu-kaka edilen bu model, tam da oturmaya başlamış ve yatırımcıya güven gelmeye başlamış iken, 4628 sayılı yasa ile Mart 2001 tarihinde fiilen ortadan kaldırılmış oldu. Halbuki bu sıralarda, hidroelektrik santralları bu modelle geliştirmek için yüzlerce müracaat oluşmuş, 15-20 yıl amortisman süreli projlerde ortalama elektrik satış fiyatı 4-4.5 cent/kWh mertebelerine inmişti. Hatta, bizim firma olarak amortisman süreleri 50 yıla çıkarılırsa elektrik ortalama fiyatını 2.5 cent/kWh mertebesine indirebileceğimize dair yazılı müracatımız da olmuştu.
4628 sayılı yasanın Mart 2001 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra, Lisans yönetmeliği, su kullanım hakkı anlaşması yönetmeliği v.s. ikincil mevzuatın hazırlanması ve uygulamaya konulması da uzun zaman aldı. En son da Mayıs 2005’te Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimini teşvik eden kanun yürürlüğe girdi.  Bu durumda serbest piyasa ortamında lisans alarak hidrolektrik yatırımı yapmanın önü açılalı da henüz bir yıl oldu.
 
Oluşan altyapı, mevzuat, bürokrasi ve kurumların yeni yasa ve yapıyı özümsemeleri, ve uygulamadaki aksaklıklar ve hukuki eksikliklerin giderilmesi zaman alıyor. Özellikle bu Türkiye gibi ülke kültürü ve medyadaki genel hava itibarıyla özel sektörün sıcak yaklaşım görmediği bir ülkede biraz daha sancılı oluyor.
 
Tüm bunlara rağmen, şu anda temel olarak hukuki altyapı oluşmuş durumda ve işler bazan aksasa ve bazan yavaş da olsa yürüyor. Bu nedenle, sektör olarak bizim kötümser değil iyimser olmamız gerektiğini, biraz sabır göstererek, biraz da sebatla yatırmlara devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
 
Türkiye şu temel soruya cevap vermeli, genelde enerji yatırımlarını, özelde ise yenilenebilir enerji yatırımlarını özel sektör yapmalı mı? Benim cevabım evet. Hidroelktriği ele alalım. Türkiye’de bu yatırımları şimdiye kadar ağırlıkla DSİ yapmıştır. DSİ kurulduğundan beri geçen 51 yılda yaklaşık 10.000 MW kurulu güce sahip hidroelktrik santral yatırımını tamamlamıştır. Yani yıllık yatırım hızı ortalama 200 MW. Özel sektörün tablo-2 ve tablo-3 müracaatlarının toplamı ise yaklaşık 15.000 MW (yıllık üretim yaklaşık 50-55 TWh) kurulu güce ulşmıştır. Benim kanaatime göre, serbest piyasada sebat edilirse, birkaç yıl sonra yeniden bir sil-baştan mevzuat ve yaklaşım değişikliği ortaya çıkmazsa, biraz sabır ve biraz da destekle Türk özel sektörü sözkonusu yatırımlarını en geç 15 yıl içerisinde tamamlayacaktır. Yani, hidroelektrik yatırımlarının yıllık ortalaması kamu ortalamasının çok çok üstünde gerçekleşecektir.
 
Enerjide serbest piyasanın bundan sonraki en önemli aşaması dağıtım özelleştirmeleri olacaktır. Dağıtım özelleştirmelerinin iyi sonuç verebilmesi için dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Dağıtım özelleştirmelerini “ballı fiyatlarla ömür boyu taahhüt işi almak”  olarak gören firmalar var. Bu tür firmaları caydırmak için ihale şartnamesinde “mahsuplaşma” çok sıkı koşullara bağlanmalı, firmaların mahsuplaşma yoluyla haksız kazanç sağlamaları önlenmelidir.
 
Rüzgar yatırımcıları haklı olarak ilave teşvik istiyor, bekliyor, Almanya’yı örnek gösteriyor. Her işin tüm yönleri ve kendine has koşulları dikkate alınmalı. Almanyadaki sözkonusu kanunun gerekçesinde diğer yenilenebilir kaynaklar yanında rüzgara teşvik savunulurken, rüzgar türbinleri imalat sanayiinin 30.000 ilave istihdam ve ihracat imkanı sağlayacağı belirtilmiştir.  Az önce sunum yapan Hollandalı meslektaşımız, 2006 yılında Almanya’da bu istihdam rakamının 110.000 olduğunu açıkladı. Demek ki öngörülenin üstünde bir başarı ve istihdam sağlanmış. Türkiye’de de örneğin rüzgar türbini üretimi ve ilave istihdam olanağı sağlanacaksa böyle ilave bir teşviğin anlamı olabilir.
 
Türkiye ne yapmalı? Şimdi gerçekçi olarak şu tabloya bakalım.
·        480 yeni hidroelektrik santralı (tablo-3), tamamına yakını nehir santralı
·        Maliyet, özel sektör yapınca 400-600 $/kW
·        Kapasite faktörü %35 - %40
Buna karşın;
·        Rüzgar santrallarında maliyet 1200-1400 $/kW
·        Kapasite faktörü %25 - %35
Bu tablo Türkiye’de, bizim şirketimiz de dahil, rüzgar santralları yapmak isyenlerin işlerinin hiç de kolay olmadığını gösteriyor.
 
Ama aynı zamanda şunu da gösteriyor;
DSİ eğer kurulu güç, proje düşüsü ve debisi gibi bilgileri açıklarsa, 480 yeni hidroelektrik santral Türkiyedeki birçok sektöre fırsat, yeni iş imkanı, gelişme ve kazanç anlamına geliyor. Türkiyede bir hidroelektrik santralın tüm elektromekanik aksamı ile kontrol kumanda sistemini üretecek imalat altyapısı ve know-how mevcuttur. İhtiyaç duyulan iki temel eksiklik,
1.     Tasarım (design) ve patentli know-how
2.     Finansman desteği
Ben burada bulunan sayın milletvekillerine de söylüyorum. Türkiye küçük hidroelektrik santralları için özel teşvikler uygulayarak, mevcut altyapıyı harekete geçirmeli, yalnızca santral yapımını değil bu santralların her türlü imalat ve montajının da yerli üreticiler tarafından yapılmasının önünü açmalıdır. Özetlersek;
·        Küçük-mini hidroelektrik tesisleri teşvik edilmeli
·        İmalatçılara finansman temini-desteği için hazine bu konuda uzmanlaşmış bankalara fon aktarmalı
·       Tip proje, paket türbin-jeneratör gruplarının geliştirilebilmesi ve gerekli patent-know-how’ın elde edilebilmesi için bu 480 proje müracaatının karakteristik bilgileri (debi, düşü, kurulu güç) açıklanmalıdır.
Böylece, özellikle küçük-mini hidroelektrik santrallara yatırım yapacak girişimcinin önemli bir sorunu çözülmüş olacak, elektromekanik gruplarını daha ucuz fiyata ve yurt içinden finansmanı ile birlikte temin etmesi imkanı sağlanmış olacaktır. Bu da Türkiye’nin hidroelektrik kapasitesinin bir an önce ve daha büyük bir süratle geliştirilmesine yarayacaktır.
 
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim".
 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr